2.4 ❦

6K 765 183
                                        




[Y.A]


Avucumun içine aldığım okul eteğimi sıkıca kavrayarak yürüdüğüm kaldırımdaki taşları incelemeye başladım.

Onun bir sorunu vardı.

Bunu ona her yaklaştığımda hissediyordum. Normal bir insan gülümsedi diye kendine kızar mıydı? Mutlu oldu diye kendine sinirlenir miydi?

Bir sorunu vardı kesinlikle. Herkesten sakladığı bir sorunu. Belki psikolojik belkide fiziksel ama onu sıradan insanlardan ayıran bir şey vardı.

Sanki ona yaklaşsam ve ruhuna dokunsam, külleri elimde kalacakmış gibiydi. Onu yakmamdan korkuyordu belki de.

Ama hayatında tek bir kez bile mutlu olmadan yaşamak olur muydu hiç? Başarabildiğimiz kadar gülmeli, eğlenmeliydik.

Tamam bir çoğumuzun omuzlarında koca bir yük olabilirdi, o yükü taşıyamayıp yere çakılabilir ve dizleri kanayabilirdi.

Polyanacılık oynamağı bırakalım, bu gerçekten insanın canını yakardı. Çünkü düştüğünde dizlerinin yarası hiçbir yarayla örtüşemezdi.

Ama yine de, bütün bedenini yaralamaya değer miydi bu yara?

Eğer dudakların yaralıysa ve gülümseyemiyorsan gözlerinle gülümse. Eğer bakışlarında hayal kırıklıkları varsa ellerinle gülümsemeyi dene, o da olmasa bacaklarınla, parmaklarınla, karnınla ya da saçlarınla. Dene işte, vücudunun her tarafıyla gülümsemeyi dene. Poponla bile gülsen sorun değil. Yeter ki gülümse.

Dizlerin yaralı diye bütün bedenini saramazsın ki, dizlerin kanıyor diye bütün bedenine yara bandı yapıştıramazsın.

Dizlerin acıyor diye bütün bedenin acımaz ki.

Romeo'yla konuşmayalı tam bir hafta oluyordu. Koca bir hafta, sürekli beni görmezden gelmişti. Selam versem bile başka yöne gidiyordu. Ne tuhaftır ki sınıfta daha önce hiç konuştuğunu görmediğim insanlarla konuşuyordu beni her gördüğünde.

Bu canımı yaksada ona fazla yapışmamaya çalıştım bu bir haftada. Ve sessizce dersleri dinledim.

Yolumu değişerek çocuk parkına girdim ve salıncakların olduğu köşeye doğru ilerlemeye başladım. Daha birkaç adım atmıştım ki, salıncakta iki tane benim yaşlarımda gencin oturduğunu gördüm.

Adımlarımı durdurarak onların sırtını izlemeye başladım. Siyah saçlı bir çocuk ve yeşil mont giyen bir kız vardı salıncakta. Yavaşça sallanıyor, hüzünle bir şeylerden konuşuyorlardı sanki. Ama tam da hüzünle diyemezdim, çünkü çocuk arada gülümsüyordu.

Kaldırım taşının üzerinde oturarak onları izlemeye başladım. Okuldan çıkıp gelmiştiler. Bunu üzerlerindeki okul üniformasından anlayabiliyordum.

Birkaç dakika onları izlemeyi sürdürdüğümde Romeo'yla benim hiçbir zaman salıncakta böyle oturup sohbet edemeyeceğimiz geldi aklıma.

Bir an herkesin basitçe yapabileceği şeyler gözüme imkansız bir hayal gibi geldi.

Romeo'ya gidip, hadi salıncakta sallanarak sohbet edelim dese, çocuk olduğumla ilgili nutuk çekip bana bağırırdı. Çok sinirli birisiydi. Her şeye, her zaman sinirleniyordu. Hiç sabrı yoktu sanki.

lacrimosaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin