1,5 ay sonra
Rüzgâr'dan
Su'nun ölümünün üstünden tam bir ay geçmişti. Kerem kendini odaya kapatmıştı. Hiç dışarı çıkmıyor, konuşmuyordu. Yemek bile yemiyordu. Her gün odasına yemek götürüyordum ama yemiyordu. Arada baskı yaparak iki bi şey yedirmeye çalışıyordum.
Arada sırada sınır krizi geçiriyordu. Krizler yüzünden hep diken üstündeydik. Batu belli etmese de abisini bu hâline üzülüyordu. Ara sıra odasına gidip abisiyle konuşuyordu ama pek fayda etmiyordu.
Kerem hala odadaydı. Ona bakmak için yukarı çıktığımda Kerem yerde yatıyordu. Hemen yanına koştum. Kaldırarak yatağına yatırdım ve doktor çağırdım. Yaklaşık yarım saat sonra doktor durumuna baktı ve serum taktı.
" En son ne zaman yemek yedi?"
" Bilmiyorum"
" Sebebi açlıktan olmuş. Zorla da olsa yemek yedirmeye çalışın. Buyrun bunlar da ilaçları." Doktorun uzattığı kağıdı aldım ve Fatih'e doktoru yolcu etmesi için çağırdım. Doktor gittikten sonra Kerem'in yanına oturdum.
" Ah be kardeşim. Gördün mü? Dedim ama ben sana yemek ye diye. Yigen ben hakli çıktım. Ah be yenge neden gittin be? Ne güzel sana alışmıştık. Bir kaç gün de olsa evde bir ses vardı. Bu duygusuz öküzlere neşe getirmiştin be. Seni fazla tanıyamasam da sevmiştim be."
Kerem'in uyanmaması için odadan çıktım. Aşağıda Sırma oturmuş bekliyordu. Onu görmemle sinirlenmem bir olmuştu. Ne hakla buraya geliyordu.
" Rüzgâr, Kerem nerede onunla acil konuşmam lazım."
" Sanane Kerem'den. Kardeşimi aldattigin yetmedi mi ha? Etkisinden iki sene çıkamadı lan. Şimdi defol git bu evden." Başını eğdi ve kapıdan çıktı.
Kerem'den
En son lavaboya kalkmıştım ama gözüm kararmıştı. Devamını hatırlamıyorum. Kalktıgımda başımda serum vardı. Serum yemekten hoşlanmazdım. Hemen iğneyi çıkardım. Biraz acı hissetsem de içimdeki acı kadar acıtımıyordu.
Su'nun ölümünden bu yana 1.5 ay geçmişti. Yemek yemiyor, konuşmuyordum. Kısacası hiç bir şey yapmıyordum. Rüzgâr arada sırada gelip bana zorla yemek yediriyordu. Batu belli etmese de bana üzülüyordu. Ara sıra gelip konuşup gidiyordu.
Üstümü değiştirerek aşağıya indim. Siyah v yaka thsirt, siyah kot pantolon ve siyah ayakkabı giyip aşağı indim. Akşam yine sınır krizi geçirmiştim. Bir buçuk ay boyunca sinir krizleri geçirmiştim. Rüzgâr hep yanımdaydı. Tıpkı akşam olduğu gibi.
Aşağıda Rüzgâr koltukta iki büklüm olmuş uyuyordu. Hava soğuk olduğu için üstüne kenarda duran battaniyeyi üstüne örttüm. Üstünü orttukten sonra yine siyah olan kapşonlu ceketimi aldım. Arabaya binerek bir çiçekçiye girip papatya aldım.
Su hayattayken ona hiç çiçek alma şansım olmamıştı. O öldükten sonra her gün yanına gidip mezarına çiçek koyuyordum.
Çiçekleri aldıktan sonra mezarlığa gittim. Su'nun mezarına gidip çiçeği her zamanki gibi bıraktım ve dolan gözlerimle konuşmaya başladım.
" Niy gittin Su? Hani beni seviyordun. Seven insan gitmez ki. Bizim geçirecek daha çok vaktimiz olmalıydı. Daha Batu senden özür dileyecekti. Sen ona kıyamayıp affedecektin. Evlenip çocuklarımız olacaktı. Sen aş erecektin. Olmadık şeyler isteyecektin. Sen bak kavgası yapacaktık. Ama olmadı be. Ama unutma seni hep seveceğim. Bu kalp hep seni için atacak."
Su'dan
Evet farkındayım ölmeyen biri için hala çok güzelim. Merak etmeyin ölmedim ama bunu silah arkadaşım Alper'den başkası bilmiyordu.
Kerem'i, kokusunu, öpüşünü, dokunuşunu kısacası her şeyini özlemiştim. Her gün mezarıma gelip papatya bırakıp konuşur ağlar giderdi.
Onun bu hâline daha fazla dayanamıyordum ama bir gün daha beklemesi lazımdı. Bıraktığı papatyaları hergün alıyordum.
Bu gün yine mezarıma geldi. Yıkılmayan Kerem Alay yıkılmıştı. Zayıflamıştı, ne zaman gelse eli sargılıydı. Birşeyler kırıp döktüğünü anlaya biliyordum.
Ertesi gün
Alper kaldigin depo gibi yeri kapısını açtı ve içeriye girdi. Ama yanında da beni vuran adam vardı. Ölü numarası yapmak zorundaydım. Yoksa Kerem ölebilirdi. Ona birşey olmasını göze alamazdım.
" Aaaaaa. Bakın burada kimler varmış."
" Dua et şimdi gitmem lazım yoksa... Her neyse benim Kerem'in yanına gitmem lazım bu sana emanet."
Hemen depodan çıktım. Benden haber bekleyen Batı'ya haber verdim. Batı benim polislik okulundan arkadaşımdı. Pek konuşamayız ama yine de haberleşiriz. Ondan Kerem'i bana getirmesi için yardim istedim.
Kerem'den
Sabah yine Su olmadan gözlerimi açtım. Üstümü değiştirip aşağı indim. Saat daha sabahın altısıydı. Bu yüzden kimse uyanmamıştı.
Hemen arabaya binip mezarlığa sürdüm. Yine Su'nun mezarına gittim. Bu gün ona papatya almamıştım. Alamamıştım. Saat erken olduğu için açık çiçekçi yoktu.
Mezarlıkta 2 saate yakın kaldıktan sonra arabaya doğru ilerliyordum. Arabayı açıp binmek üzereyken enseme vurulan şeyle bayıldım.
Ayıldığında bir arabanın içindeydim. Çünkü hareket ediyorduk. Gözüm kapalı ellerim ise bağlıydı. Araba bir anda durdu. Işte sonunda Su'ma kavuşacaktım.
Beni kaçıran kişi arabadan indi ve benim yanıma geldi. Beni arabadan indirdi.
" Artık burada seni kim bulur bilmem ama ben gidiyorum."
Adam uzaklaştı. Aradan bir iki dakika sonra kurumuş yaprakların arasından bir hışırtı geldi.
Yanıma biri yaklaştı. Ama b-bu koku. Özlediğim kadının kokusuydu ama bu imkansız bir şeydi. O gözlerimin önünde ölmüştü. Sonradan bir el gözündeki bandı açtı. Karşımda duran kişiyle şok olmuştum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İlk Aşkım
AdventureKulağıma fısıldamak için yaklaştığında kokusunu içine çektim. Odunsu ve sigara kokan bir kokusu vardı. Tamam ama ben neden bunları düşünüyordum. Yok yok hayır ya ben bu adama aşık falan olamazdım. Çünkü biz ayrı dünyaların insanlarıyız o bir mafya i...
