Öpücük

2K 99 9
                                        

Nazlı etrafa bakınıp eve gitmek için Aliyi arıyordu en sonunda onu köşede otururken buldu. Yavaşça yanına ilerleyip oturdu. “Ali ne yapıyorsun burada? Neden üstünü değiştirmedin? Haydi saat geç oldu eve gidelim.” Dedi Nazlı. Ali bakışlarını birbirine kenetlediği ellerinden çekip Nazlıya baktı. “Ben gelmeyeceğim Nazlı.” Dedi. Nazlı bakışlarını Alinin yüzüne dikip ona sordu. “Neden?”
Ali bıkkınlıkla iç çekti. “Çalışmam gerek. Babamı kurtarmam gerek.” Dedi. “Ali hepimiz sana defalarca kez söyledik. Babanı iyileştirmenin tıbben hiçbir yolu kalmadı. Lütfen eve gidelim şimdi.” Dedi Nazlı ve Ali’ye sanki o eli tutacakmışçasına elini uzatıp ayağa kalktı. Ali ise başını olumsuz anlamda salladı. “Anlamıyorsun Nazlı. Evet o bana çok kötü davrandı. Beni sokağa attı, defalarca kez doğmamamış olmamı diledi, bana sakat olduğumu söyledi, beni bir ceza olarak gördü, beni abimin katili olarak belledi ama her şeye rağmen o benim babam. Ben onun oğluyum. Onun için bir şeyler yapmam gerek. O ‘sakat’ dediği çocuğun onu kurtarması gerek. Anlıyor musun?” dedi Ali. Nazlı derin nefes alıp verdi. Aliyi anlıyordu. Kim babasını kurtarmak istemezdi ki ama onun babası için hiçbir yol kalmamıştı. Ali bunu anlamıyordu işte. Yine kafasına koyduğu şey için diretiyordu ama bu sefer direttiği şey iyi sonuçlanmayacaktı. “Yine aklına geleni yapacaksın değil mi? Aklında ne varsa onu yapacaksın inatla. Hiçbirimizin sözünü dinlemeyeceksin. Beni dinlemeyeceksin. Geçen ki vakadaki gibi inat edeceksin yine. Çünkü senin için benim sözümün hiçbir önemi yok değil mi Ali? Geçen seferde dinlememiştin beni şimdi de dinlemeyeceksin. Tamam ben gidiyorum sen de ne yapmak istiyorsan onu yap.” Dedi Nazlı ve arkasını döndü. Ali’ye kendini bir türlü dinletemiyordu. Kafasına bir şey koyduğu zaman gözü kimseyi görmüyordu. Nazlıyı da görmüyordu. Nazlı gitmek için bir adım attı ve duraksadı. Gitmesine engel olan bir şey vardı. Onun durmasına sebep olan bir şey vardı. Ali… Elini tutmuştu. Elinde hissettiği elle olduğu yere kitlendi genç kadın. Ne ileriye doğru bir adım atabiliyordu ne geriye doğru bir adım atabiliyordu. Öylece sırtı Ali’ye dönük bir şekilde duruyordu sadece. Elinde hissettiği el gerçek miydi? Ali sahiden elini tutuyor muydu? Gözlerini kapadı genç kadın. Kendini anın etkisine bıraktı. O kadar hayalini kurmuştu ki bu anın… O kadar hayal etmişti ki ellerini ellerinde… Sonunda gerçek olmuştu. Gözlerini açıp hafif tebessüm ve kocaman gözlerle Ali’ye döndü. “Gitme sen de gitme…” dedi Ali. Nazlı hiçbir tepki veremedi sadece öyle Ali’ye baktı. Sonra ellerine baktı. Hala gerçekliğine inanamıyordu Nazlı. Hayal ettiğinden daha güzeldi. Hayal ettiğinden daha özeldi. Ellerine bakıp kocaman gülümsedi Nazlı. Ali onun elini tutmuştu. Ali elini tutmuştu. Hala inanamıyordu genç kadın. Kalbi göğüs kafesinin içinden çıkmak istercesine atıyordu. Bir şey söylemek istiyordu ama kelimelerini seçemiyordu. Ne söyleyecekti? “Ali…” diyebildi sadece. Ali onu elinden tutup çekti. Nazlı bu ani yakınlıkla iyice afallamıştı. Şimdi Ali ile dip dibeydiler. Gözlerinin içine yakından bakıyordu. Gördüğü en güzel gözler olabilir miydi? Yüzünü inceledi Alinin. Kaşlarını, kirpiklerini, gözlerini, burnunu, elmacık kemiklerini, dudaklarını… Teker teker inceledi hepsini. Sanki bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibiydi. Bir ressamın özenle çizdiği resmiydi sanki. Gördüğü en güzel yüzdü. “Gitme Nazlı… Biliyorum kafama ne koyduysam onu yapıyorum. Seni dinlemiyorum. Kimseyi dinlemiyorum ama ben en çok seni dinlemek istiyorum Nazlı. En çok seninle konuşmak istiyorum. En çok sana gelmek istiyorum. En çok sana koşmak istiyorum. Ben en çok seninle olmak istiyorum. En çok sana ihtiyacım var, Nazlı.” Dedi Ali. Nazlı gülümseyip Alinin gözlerinin içine baktı. Alinin dedikleri kalbinin atışını iyice arttırmıştı. Heyecandan düşüp bayılacak gibiydi ama Alinin eli onu ayakta tutuyordu. Ali ona güç veriyordu. “Ben senden gidemem ki Ali. Ben senden vazgeçemem. Öyle bir dünya yok.” Dedi Nazlı. Sonra ellerine baktı tekrar. Daha çok gülümsedi. “Sen benim elimi tuttun bugün. İlk kez elimi tuttun. Ben bu eli ölsem bırakmam daha.” Dedi Nazlı ve Alinin gözlerinin içine baktı. Alinin yüzündeki gülümsemeyi görmek onu daha çok mutlu etmişti. Ali, Nazlının elini tutup kalbine götürdü. Nazlı avcunun içinde hissettiği kalp atışları ile nefesini tuttu. Dünya üzerinde duyduğu en güzel melodiydi bu. Dünya üzerinde duyduğu en güzel şarkıydı. Bu kalbin durduğunu düşünmek bile onu cehennemin içine sürüklüyordu sanki. Bu kalp atışını hep duymak istiyordu. “Gerçek sevgi her şeyi aşar, Nazlı.” Dedi Ali. “Gerçek sevgi her şeyi aşar.” Dedi Nazlı. Gözleri Alinin dudaklarına kaydı. “Ali…” dedi bir cesaretle Nazlı. “Gözlerini kapatır mısın?”
“Neden?”
“Lütfen soru sorma. Gözlerini kapat.” Dedi Nazlı ve boşta olan elini Alinin gözlerinin üstüne örttü. Sonra yüzünü yüzüne yaklaştırdı Alinin. Onun gözlerinin üstüne örttüğü elini çekip yanağına koymadan okşadı yanağını. Sonra biraz daha yaklaştı Ali’ye. Dudaklarını dudaklarına değdirdi usulca. Tüm sevgisini akıttı o dudaklara. Tüm içindeki aşkı döktü. Alinin ona karşılık vermesi ile kocaman gülümsedi genç kadın.

Mucize - #AlNazHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin