Özlemişim
Yazmaktan çok aklımdaki karakterleri Esra'yı Kerem'i Sinan'ı kısacası hepsini sizde özlediyseniz buyurun buradan
Keyifli okumalar...
"Neden geri çekildik bunu söyle" diye bağırdım. Orada insanlar ölürken Kerem hepimizi toplamış ve bir karargaha getirmişti. İçeri girmek istemiyordum. Kerem bana bakmıyordu bile arkasından tişörtünü tuttum. "Tekrar gidelim savaşabiliriz"
Kerem bana döndü ve hiçbir duyguyu barındırmayan gözlerle baktı. "Önce yerlerini tespit etmeliyiz Esra. Ne yapabiliriz ki? Öylece önlerine hedef olarak atladık ve ne olduğunu gördük. Sen de yaralandın farkında değil misin?" elimi hızla tişörtünden çektim ve koluma götürdüm. Kurşun kolumu sıyırmıştı.
Kerem beni elimden tuttu ve revir olduğunu düşündüğüm yere götürdü. Ve kıyafetimin kolunu sıyırmayı denedi ama bir yerde sonra açılmamıştı. Kerem "Şey içinde başka bir şey var mı?" diye sordu. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Çekinerek "sadece atlet var" dedim. Kerem "o zaman ben gidiyim kızlardan birini göndereyim" dedi. Karargah terk edilmiş bir yerdi bu yüzden kimse yoktu. Yani Nasthya ya da Aybüke gelicekti ikisini de istemiyordum.
Kerem tam giderken kolunu yakaladım. "Sorun değil onları istemiyorum" dedim. Buna nasıl cesaret ettiğimi ben bile bilmiyordum ama üstümdekini direk çıkarttım ve atletle kaldım. Neyseki atletim boğazı çok açık olmayan bir atletti. Kerem gülümseyerek bana yaklaştı yüzü o kadar yakınımdaydı ki nefesi yüzüme çarpıyordu. Kalp atışlarım fazlasıyla hızlanmıştı. Acaba şuan duyabiliyor muydu? "utanınca çok güzel oluyorsun" dedi ve sanki hiçbir şey olmamış gibi koluma pansuman yapmaya başladı.
En son kolumu sardıktan sonra revirden çıkmaya yeltendim ama Kerem beni durdurdu. Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne oldu Kerem?" diye sordum. "Bu halde mi gidiceksin?" kaşlarımı çattım. "Hasta değilim ben Kerem birşeyim yok benim" dedim. Gülümseyerek başını iki yana salladı. "Onu kast etmedim ki ben üstünü diyorum birşey giymen gerekmez mi?" başımı olumlu anlamda salladım. "Evet gerekir ama üniformamı yeniden giyemem başka birşeyim de yok revirde"
Kerem bir süre düşündükten sonra üstüne giydiği tişörtü çıkardı ve bana uzattı. Elinden tişörtü alırken istemsizce kaslarına bakıyordum. "Gözlerini alamıyorsun galiba?" Keremin ukalaca bunu söylemesiyle sert bir ses tonuyla. "Sevgilim değil misin binbaşı bakmaya hakkım var" dedim ve tişörtünü giyip hızla revirden ayrıldım. Tişörtünün içinde kaybolsam da bunu sevmiştim
####
Kerem belimi kavradı ve kulağıma yanaşarak "bana güven" dedi onu ittirdim ve Aybüke'nin çalışmasını izlemeye koyuldum. Yerlerini tespit etmek için Aybüke'den bir numarayı takip etmesini istemişti ve Aybüke bozuk bilgisayarda bunu ayarlamaya çalışıyordu. Kerem ona doğru bakmadığı sürece gözümde gayet tatlı bir kızdı Aybüke hatta yetenekliydi de bilgisayar konusunda "ilerde bilgisayarla ilgili bir meslek mi düşünüyorsun?" benden beklenmeyen bir şey yaptım ve Aybüke'yle konuşmak için konu açtım. "Bilgisayar mühendisliği bitirdim standart bir işim bile var" şaşkınlıkla ona baktım "bilmiyordim" dedim. Onun işsiz olduğunu bana düşündüren burada olmasıydı. İşi varsa ne arıyordu ki burda? "Esra hâlâ seni hatırlamamak için inat ediyor galiba Albike" dedi abim gülerek ne ara geldiğini fark etmediğim gibi söylediğine de anlam verememiştim. Abim yanıma gelip fısıldayarak konuştu "aynı mahalledeydik, Sinan'la sevgiliydiler hatta" ağzımı kocaman açmamak için kendimi zor tuttum evet Aybüke'yi kesinlikle daha önce görmüş ama umursamamıştım. Tıpkı Kerem'i ya da Sinan'ı tanıyamadığım gibi onu da tanıyamamıştım. Ne ara kendimi bu kadar kapatmıştım çevreye karşı. "Seni hatırlıyorum. Ama muhabbetimiz olmamıştı hiç" diyerek meseleyi geçiştirdim zaten hemen sonra Aybüke'nin "buldum" diyerek attığı çığlıkta konunun tamamen kapanmasını sağladı.
Kerem "neredeler?" diye sordu. Aybüke yerinden kalktı ve "havadalar" dedi havada savaşmak mı? Görelim bakalım nasıl olacak.
Hemen hazırlanıp helikoptere bindik. İyice teçhizatlanmıştık bu sefer rüzgar da bizden yanaydı. Düşman helikopterlerinin yanına geldiğimizde kapıları açtık ve ip merdiveni aşağı sarkıttık. Kerem bir basamak inerek poziyonunu aldı onun hemen arkasına da ben geçtim diğer kapıda abim ve Nasthya vardı. Aybüke savaşamayacağı için Sinan onu korumakla görevliydi.
Yapılan ilk atış en vurucu darbe olmalıydı çünkü apaçık ortadaydık ve sayıca oldukça azdık dört helikoptere karşı tek helikopterdik. Kerem "aynı anda ateş edicez hedefimiz helikopterlerin pervaneleri herkes bir helikopteri düşürmeye baksın" dedi ve üçten geriye doğru saydı 0 dediği anda hepimiz ateş etmeye başladık.
İlk helikopter düştüğünde birşey dikkatimi çekti ateş eden sadece biz değildik onlarca daha helikopter gelmişti ve bizimle aynı safhada savaşıyorlardı. Ama asıl sorun iki tarafın da helikopterlerinde aynı ülkenin bayrağı olmasıydı. İkinci helikopterde düşmek üzereyken "geri çekilelim" dedim ama Kerem sanki beni duymuyordu bile. Onu dürtmeye başladım.
Sonunda dönüp bana bakmıştı. "Esra senin derdin ne?" diye bağırdı. O bağırabiliyorsa bende bağırırdım. "Asıl senin sorunun ne kör müsün sen şu helikopterlere bak en az yirmi helikopter var orda ve bize yardım ediyorlar sence bu mantıklı mı?" Kerem beni tutarak içeri doğru çekti ve "ne demek istiyorsun sen?" diye sordu. "Bak Kerem helikopterler birbirinin aynısı yani biz yanlış kişilerle savaşıyor olabiliriz öyleyse bunu telafi edemeyiz" Kerem ve benim içeri girdiğimizi görünce abim ve Nasthya da içeri girdiler ve kapılar kapandı. "Neler oluyor?" Nasthya'nın sorusuyla ona döndüm niyeyse bu kıza hâlâ sinir oluyordum ve maalesef abimle fazlasıyla yakınlardı. "Bir sorunumuz var ve ben geri çekilmeyi öneriyorum" dedim. Sinan kaşları çatık bir şekilde "planın ne peki?" diye sordu. "Buranın kendi askerlerini de yanımıza alıp öyle savaşalım sayıca azız acele ettik ve ekibimizin geri kalanını bile yanımıza almadık. İyice araştıralım kaç kişiler planları ne öğrenelim ve ona göre bir plan yapıp onları tek seferde indirelim"
Herkes bunu mantıklı buldu ve biz birkez daha kendimizi geri çekilirken bulduk. Gizli saklı olan her şey sinirimi bozuyordu adam gibi karşımıza çıkıp savaşmıyorlardı bizimle ve ben bu sinirle onları bulunca ne yapacağımı iyi biliyordum.
Herkes farklı alemlerdeyken Kerem yanıma sokuldu ve saçımı okşamaya başladı. "Zeki sevgilim benim" dedi. Hafifçe tebessüm ettim. Saçlarımı okşaması çok hoşuma gidiyordu ama aynı zamanda uykumu getiriyordu. Başımı omzuna yasladım ve gözlerimi kapattım oysa hâlâ saçımı okşamaya devam ediyordu. "Kerem" dedim iç çekerek. "Bu kez kaybetmeyiz değil mi?" göremesem de Kerem'in gülümsediğini hissettim. "Biz kahbetmeyiz Esra. Çünkü bizden çok daha fazlası var biz gidersek başkaları gelir" gidersek kelimesini ölmenin yerine kullanmıştı. Keremin elini tuttum ve parmaklarımızı kenetledim. "Gidiceksek birlikte gidelim" dedim. "Birlikte gidelim" diyerek tekrar etti.
Onun o huzurlu omzu yatağımdan bile daha rahat gelmiş ve ben uyuklamaya başlamıştım bile ama sallanmaya başlamamız bunu böldü helikopter deli gibi sallanıyordu. Sanki başında pilot yok gibiydi. Düşüşe geçtiğimizi hissedebiliyordum. Az önce birlikte gidelim derken bunun şuan olacağını hiç düşünmemiştim. "Kerem" dedim korkuyla "sıkı tutun ben pilota bakıcam" dedi ve emniyet kemerini çözüp zorlanarak da olsa pilotun olduğu tarafa gitti. Aybüke ve Nasthya çığlık atıyorlardı abim hem Nasthya'yı korumaya çalışıyordu Sinan da Aybüke'ye iyice sarılmıştı
Kerem geri geldi ve "pilot ölmüş" dedi
Bölüm burada bitmiştir
Hoşçakalın sağlıcakla kalın
Seviliyorsunuz ❤
Birkaç bölüm sonra düğünümüz olabilir olursa sizce kim evlenir?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk-ı Harekat
AçãoÜç abi ve askerlik hevesiyle harmanlanmış deli dolu bir insan Esra Dengesizlikte sınır tanımayan binbaşı Kerem Abileri ve askerlik hevesi yüzünden erkeklere vakti olmayan Esra gizlice askerlerin arasına sızarda aşk ortaya çıkmaz mı? #Asker olmak ist...
