Olayları bir de Jungkook'un açısından görelim istedim.
İyi okumalar...
Jungkook, elini tutan bedenin peşinden merdivenleri indi. Hiçbir şey görünmüyordu, arkasından üst katın ışığı vurmasa basamakları bile göremez, düşerdi muhtemelen. Yoongi elini kaldırıp bir ipi çektiğinde bodrum kat aydınlandı. Jungkook sandalyeye bağlı, kanlar içindeki iki bedeni o an fark edebilmişti.
"Bunlar neden bu halde?" dedi hayretle. Başları önlerine eğikti, baygınlardı. İkisinin de bacaklarındaki sargılardan vuruldukları yer belli oluyordu.
"Sence bu iki herifi tek başıma başka nasıl taşıyabilirim Jungkook?"
"Onları vurdun mu?" Yoongi tereddüt etmeden başıyla onayladı çocuğu. Jungkook yeniden korkusu bedenini ele geçirirken elini onun elinden ayırmış, kelepçe yüzünden Yoongi'den uzaklaşamamıştı. Yoongi inanamaz bakışlarını ona çevirdi.
"Gerçekten mi ya? Katil olduğumu biliyorsun. Herifleri öldürmedim bile, sadece birer el ateş ettim ve acıdan bayıldılar. Bunu bile bile elimi mi bırakıyorsun?" Jungkook ona boyun eğmenin kendisine saygısızlık olduğunu düşündü o an. Neden boyun eğecekti ki? Bir silahı olabilirdi, ama defalarca kez Jungkook'u vurma şansı varken vurmamıştı. O silahın kendisine dönmeyeceğinden emindi artık.
"Bırakıyorum tabi. Bayıltsaydın, kafalarına bir şey vursaydın illa kaçırman gerekiyorsa. Neden silah kullanıyorsun ki? Ya kan kaybından öldülerse?"
Yoongi geceden beri sağ cebinde duran anahtarı çıkarttı. Kelepçeyi önce kendi bileğinden, ardından Jungkook'un bileğinden kurtardığında metal yere düştü. Adamlar irkilerek uyanmıştı. Jungkook'sa hala gece onun cebini nasıl aramadığını düşünüyordu. Saatlerdir burnunun dibinde olan anahtarı aramaya bile kalkışmamıştı, gerçekten aptaldı.
"Burası neresi? Hayalet? Bize ne yapacaksın? Bırak bizi gidelim, yemin ederim peşine düşmeyeceğiz."
Altın dişli adamın konuşması birbirine bakan ikilinin ona dönmesine sebep oldu. Herifin ağzı yüzü kan içindeydi, Yoongi vurmakla yetinmeyip bir de dövmüş olmalıydı. Altın dişinin artık olmadığını fark etti Jungkook. Dayak yerken tek altın dişini de kaybetmişti.
"Mansoo? Mansoo, uyan!" Diğer adam yavaşça ayılırken Jungkook çatık kaşlarla izliyordu ikisini de. Geride durmayı seçmişti, onların dibine giren Yoongi'nin aksine.
"Kime çalışıyorsunuz?" Yoongi sert bir ses tonuyla sorduğunda altın dişli bakışlarını onun yüzüne çevirdi. Yoongi'nin nasıl baktığı Jungkook'un olduğu yerden görünmüyordu ancak adamın anında başını önüne eğmesinden nasıl baktığını tahmin edebiliyordu.
"Biz, kimseye çalışmıyoruz. Bu o geceki çocuk değil mi? Biz sizi bir daha görmedik bile." Yoongi başını hafifçe yana eğdi yüzünde tehditkar bir gülümsemeyle. Belindeki silahı çıkardığını da o an gördü Jungkook.
"Onu takip ettirdiğinizi, sonuca ulaşamayınca da bizzat evin önünde beklediğinizi biliyorum. Yoksa sizi nasıl buraya getirebileyim, değil mi..." Duraksadı. "Adın ne?"
"Sangwoo. Adım Sangwoo. Hayalet biz yapamayacağımız bir işe kalkıştık, ne olur bırak bizi gidelim. Yemin ederim kimseye anlatmayacağız." Mansoo da tamamen ayılmıştı artık. Yoongi geriye bir adım atıp ikisine de baktı.
"Anlatamayacaksınız zaten. Şimdi iki seçeneğiniz var. Kime çalıştığınızı bana söyleyebilirsiniz ve sizi ölmeyeceğiniz bir yerinizden vurup yaralı kurtulmanızı sağlayabilirim. Ya da konuşmamayı seçersiniz ve sizi burada gebertirim. Seçim sizin." Mansoo bir şey söylemek için ağzını aralamıştı ki Sangwoo konuştu.
"Seni o gece gördüm ben!" Doğrudan Jungkook'a baktığında Jungkook da gözlerini irileştirmişti. Sangwoo devam etti. "Yılbaşı gecesi, Hayalet'i vurmaya gönderildiğimde sen de oradaydın! Hayalet'in yanına ilk koşan sendin, seni gördüm! Park Jimin'leydin!" Jungkook duyduğu isimle kaşlarını çattı. Bu adam Jimin'i nereden tanıyabilirdi ki?
"Sen ne dedin?" diye sorması gerekmişti. Yanlış duymuş olmalıydı, az önce o herifin ağzından değerli hyungunun sevgilisinin adı çıkmamıştı. En azından umduğu buydu.
"Park Jimin! Ben onunla çalışıyorum. Hayalet seni kandırmış olmalı, bizim bir çete üyesi olduğumuzu falan söyledi, değil mi?" Adam için tamamen tahminden ibaret olan ancak dün gece tam olarak Yoongi'nin söylediği şeyler adamın ağzından çıktığında Jungkook Yoongi'den bir adım uzaklaştı. Yoongi bu mesafeyi fark etmekte gecikmemişti.
"Jungkook, ona inanmıyorsun değil mi? Asıl o seni kandırıyor."
Jungkook kime inanacağını bilmiyordu ki. Tek bildiği Jimin'e güvendiğiydi, Taehyung ona güveniyorsa Jimin güvenilir biriydi. Jimin yalan söyleyen biriyle çalışıyor olamazdı. Jimin'in de kendisini Hayalet konusunda uyardığını anımsadı o an. Taehyung'un Jungkook'u evden göndermeme kararını Taehyung'dan daha yumuşak bir şekilde de olsa desteklemişti. Başını iki yana sallayarak bir adım daha geriledi.
"Sen kimsin?" dedi adama dönerek. Adam çocuğun inanmaya başladığını anlamıştı.
"Söyledim ya, ben Park Jimin'le çalışıyorum. Hayalet uzun süredir bizim peşimizde. Jimin'i tanıyorsun değil mi? O gece aranız iyi görünüyordu. Hayalet, onu ve sevgilisini öldürsün istemezsin diye düşünüyorum."
Jungkook yutkundu korkuyla. Yoongi'den tamamen uzaklaşmış, merdivenlerin ucuna kadar gelmişti. Yoongi panikle ona döndü. Hayatında kimseyi bir şeye inandırmak zorunda kalmamıştı hiç, inanmayanları umursamaz ve yoluna devam ederdi. Ancak şimdi Jungkook dolu gözlerini yüzüne dikmişken elindeki tek şeyi kaybetmek üzere olduğunu fark etti. Onu kaybedemezdi.
"Yalan söylüyorlar. Jungkook, yemin ederim yalan söylüyorlar. Ben neden Jimin'i öldüreyim? Neden Taehyung'u öldüreyim? Onlarla senden önce tanışmıyordum bile. Jungkook onlar benim hayatımı kurtardı, neden yapayım bunu?"
"Çünkü sen bir tek beni öldüremezsin Min Yoongi. Senin öldürmeyi düşünmeyeceğin tek kişi benim." Jungkook koşar adımlarla merdivenleri çıkarken Yoongi'nin sinirle bağırışını ve iki el silah sesi duydu. Yoongi'nin adamların ikisini de vurduğunu biliyordu.
"Jungkook, bekle!" Jungkook ceketini alıp evin kapısına yöneldi. Yoongi son anda yetişip kolunu kavramıştı. "Bekle dedim! Neden durmuyorsun?"
"Neden durayım? Bana başından beri o yüzden yanaştın değil mi? Beni izledin, Taehyung hyungu benimle gördün, sonra bir baktın Jimin hyung onun sevgilisi. Zaten onların peşindeydin. Ben sadece bir köprüydüm senin için. Beni kullanarak, sevgimi kullanarak onlara yanaşacaktın. Yok öyle bir dünya!" Yoongi konuşacağı sırada tanıdık bir ses duydu dışarıdan.
"Kendini mi öldürteceksin gerizekalı? Dursana!" Jimin'di bu. Jimin'in tanıdık ses tonunun rüya olmamasını umarak kapıyı açtı. Karşısında siyah saçlıyı gördüğü an ağlamak istedi.
"Jimin hyung?" Jimin'in şaşkın bakışları kendisini bulunca koşup ona sarıldı Jungkook. Kurtulmuştu. Bir daha asla Min Yoongi'ye yaklaşmayı düşünmüyordu.
Kook, benim minik tavşanım...
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Temptation ~ Vmin
FanficGecenin bir yarısı kendisine bir paket getiren davetsiz misafire kapıyı açmamıştı ama kalbini açacağından bihaberdi. --- +8214***: Bana yardım etmelisin. KimT: Çünkü? +8214***: Çünkü seni seviyorum. Vmin texting (23.12.2020-29.10.2021)
