•12•

9.7K 494 256
                                        

-yazar notu; Je veux fransızca bir kelime ve anlamı ben olsam isterim,isterdim tarzı bir şey.-

-Cameron-

Kişiliksiz,göt kafalı bir piç olabilirim ama o anı unutacak kadar göt kafalı değilim..

Şu Mahogany olayı da yalandı. Annesinin evine gitmişti. Her neyse, şimdi Mahogany ve ailesi olayına girmek istemiyorum.

Evden çıkınca garaja inip arabaya bindim. Dışarı gitmeyecektim. Onu bu halde evde yalnız bırakamazdım. Ama yanında da kalamazdım. O yüzden en iyisi garaja inip arabada oturmaktı.

Radyoyu açıp kafamı geriye doğru yasladım. Çalan şarkının Maroon 5 -Goodnight Goodnight olduğunu anladığımda sesi biraz açtım. " I'm sorry, I did not mean to hurt my little girl
It's beyond me, I cannot carry the weight of the heavy world
So goodnight, goodnight, goodnight, goodnight
Goodnight, goodnight, goodnight, goodnight
Goodnight, hope that things work out all right" tam en güzel bölümde yakalamışım deyip kendime küfrettim ve radyoyu kapattım.

Her şarkı anlamlı gelmeye başlamıştı.

Eskiden sevdiğim şarkıları sadece melodisi yüzünden dinlerdim, ama şimdi...

Her güzel anda çalan telefonum bu sefer beni kurtaracakmış gibi çaldı.

"Efendim?" dedim bunalmış sesimle.

"Iım.. Cameron. Ben Maggie."

Hemen kafamı koltuktan kaldırıp etrafıma baktım. "Maggie?"

"Dü-dün gece ne yaptıysam özür dilerim."

Onun sesi mi titriyordu?

Elimi saçlarıma daldırıp iç çektim. "Se-sen bir şey yapmadın.."

Burnunu çekti. Demek ki ağlamıştı. "Yine de özür dilerim."

"Sen ağladın mı?" dedim.

"Y-yoo. Grip olmuşum." Ah, Maggie. Sesindeki yalanı anlayabilecek birine yalan söylemek mantıklı bir şey mi?

"Yatağın içine geç ben ilaç alıp gelirim."

"İlaca gerek yo-" derken sözünü kestim. "Hadi, benim yatağıma git. Isıtıcıyı aç. Geliyorum."

Hiçbir şey demesine izin vermeden telefonu kapadım ve garajın kapısını açan kumandaya bastım.

-Maggie-

Hasta değildim. Ağlamıştım ama çok az bir şeydi. Yani... Hani.. 2-3 damla canım. Ne olacak?

Koltuktan kalkınca başıma saplanan ağrıyla kafamı tuttum. Şu baş ağrısı geçse her şey daha kolay olabilirdi.

Dediği gibi odasına gitmek zorundaydım.

Merdivenleri çıkıp Cameron'un odasına girdim.

Odası cidden güzeldi. Siyah bir yatağı ve siyah bir yatak örtüsü vardı. Duvarları gri renkteydi.

Yavaşça siyah yatak örtüsünü kaldırdım ve içine girdim.

Yastığı kaya gibi sertti ama onun gibi kokuyordu.

Yastığa burnumu gömdüm. Daha önce Cameron'un kokusunun burnuma bu kadar güzel geleceğini söyleselerdi gülüp geçerdim.. Ama şuan garip bir şekilde güzel geliyordu.

O 2-3 damla göz yaşı yüzünden ağırlaşan gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.

İlk denemede ayaklarımın soğukluğuna karşı vücudumun verdiği sıcaklık yüzünden uyuyamadım. Sanırım ateşim çıkmıştı.

Home | Cameron DallasBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin