"Üzgünüz," dedi doktor yüzündeki maskeyi çıkarıp. "İkisini de kaybettik."
Tamam, beklediğim cümle bu değildi. En azından David ölebilir diye düşünmüştüm ama şuan iyi hissetmiyordum. Garipti.
Annem tekrar sandalyeye oturup ağlamaya başladığında Sierra da aynı şekilde yanına gitti ve beraber ağladılar.
Maggie hiçbir şey yapmıyordu. Sadece bana sıkıca sarılmış kulağıma "Ben buradayım. Ben yanındayım." Deyip duruyordu.
Acaba babam için üzüleceğimi mi sanıyordu?
Sonunda bana sarılmayı bırakıp yüzüme baktığında "Burdan gidelim." Dedim. "Lütfen."
Kafasını sallayıp annem ve Sierra'nın yanına giderek ikisine de sıkıca sarıldı ve teselli vermeye çalıştı.
Boşuna çabalıyordu.
Hiçbir şey demeden merdivenlere doğru yürüdüğümde arkamdan geldiğini hissedebiliyordum.
"Cameron," dedi koluma dokunup. "Sakin olur musun?"
"Sakinim," dedim merdivenlerden çıkarken.
"Nereye gidiyoruz?" Dedi giriş kata geldiğimizde.
"Bilmem," dedim. Sadece şu hastaneden çıksam yeterdi.
Arabaya bindiğimizde bana baktı. "Cenaze işlerini ayarlaman gerekmiyor mu?"
Kafamı geriye yasladım. "Onu şuan halleden başkaları var."
"Peki," dedi sessizce. "Sen iyi misin?"
"Tanrı aşkına!" Diye bağırıp gözlerimi açtım. "İyiyim ben Maggie! İyiyim! Tamam mı? Rahat mısın şimdi?"
Hiçbir şey demeden yüzüme baktığında sinirle motoru çalıştırdım ve telefonumu çıkardım.
Kilidi açıp rehbere girerek Nash'in üstüne bastım.
Üçüncü çalışta Grier cevap verdi.
"Cameron?"
"Evde misiniz?" Dedim.
"Evet şimdi çıkıp hastaneye geliyoruz." Dedi.
"Evde kalın biz geliyoruz."
"Ama Ned-" derken telefonu yüzüne kapatıp gaza bastım.
-Yarım saat sonra-
"Ne yapacağımı bilmiyorum Grier..." Dedim sandalyeyi çekip oturarak.
"Şirketin tüm sorunları sana kaldı." Dedi karşıma oturarak.
Kafamı sallayıp "Şimdi David'in ölümü için ne açıklama yapacağım?" Dedim.
"Bırak amcan açıklamayı yapar." Dedi.
"Doğru," dedim. "Bay Roberts'ın oğlunu gördün mü?" Dedim.
"O adamın oğlunu hiç görmedim," dedi omuz silkip. "Çocuk buralardan uzakta takılıyor."
"Sahiden," dedim. "Bir yıldır bu adamla ortağız ama oğlunu hiç görmedik."
Nash kafasını salladığında "Kafayı yiyeceğim." Dedim. "Bir de yarın cenazede yapmam gereken konuşma var..."
"Sakin ol," dedi Nash elini omzuma koyup. "Konuşmayı başkası da yapabilir."
Gülüp "Hastaneden çıktığım için bile etraf karışmıştır Grier. Bir de konuşmayı yapmazsam neler olur düşünsene?" Dedim.
Kafasını salladığında ayağa kalktım. "Hadi salona dönelim."
-Cenaze Töreni-
Elimdeki yalan sevgi sözcükleriyle dolu kağıda baktım ve derin bir nefes aldım.
"Öncelikle," dedim öksürüp. "Geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim."
Kalabalığın içinde Maggie'nin suratını gördüğümde gülümsemeye çalıştım.
"Sanırım babam bu kadar insanın geldiğini görse çok mutlu olurdu."
Olmazdı, o asla mutlu olmazdı. Hep daha fazlasını isterdi.
"Babam," dedim yutkunup. "Babam benim için her zaman bir arkadaş ve akıl hocası olmuştur."
Söylediklerime ben bile inanmazken devam ettim. " O bana nasıl ayakta duracağımı,nasıl geleceğimi planlayacağımı öğretti."
Boğazıma yalanlarım takılırken gözlerimi kağıda geri çevirdim. "Ve umarım öldüğümde de bana uçmayı o öğretir.. Seni her zaman sevdim baba. Umarım orada mutlu olursun."
