[13 Haziran,Gece saat üç sıralarında (Maggie ve Cameron yaklaşık 20 gündür birbirleriyle konuşmuyorlar)]
-Cameron-
Yaklaşık iki şişelik içkinin etkisiyle uyuduğum mükemmel uykumdan Lanet telefonumun sesiyle uyandığımda kısık sesle küfrettim.
"Ne var?" Dedim arayan numaraya bakmadan.
Arayan Candice'dı.
"Ba-Bay Dallas." Dedi. Sesi titriyordu.
"Efendim Candice?" Dedim ciddi olmaya çalışıp.
"Bay Dallas, babanız." dediğinde durdum. "Ne oldu babama?"
"Aslında buraya gelseniz daha iyi." Dedi Candice.
"Nerdesiniz?" Dedim yataktan kalkıp.
"Şirketin garajında." Dediğinde hızla telefonu kapatıp pantolonumu giymeye başladım. Tabii içkilerin etkisiyle tüm oda dönüyor gibi dursa da hızla giyinmeyi başarmıştım.
Kafamda kurduğum senaryolar pek iç açıcı durmasa da sakin olmaya çalışıp araba anahtarını alarak hızla merdivenleri indim.
Normal evimde olsam şirkete gitmem on dakikamı alırdı. Fakat dağ evinden şirkete gitmem yaklaşık kırk beş dakika sürüyordu.
Arabaya binip telefonla Candice'ı aradım ve hoparlörü açıp cevap vermesini bekledim.
Telefonu açar açmaz. "Ben kırk beş dakikaya orda olurum." Dedim.
"Hastaneye gelin," dedi Candice. "Şirketin arka binasındaki hastaneye."
Siktir.. Dedi iç sesim.
Hiçbir şey demeden telefonu kapatıp gaza yüklendiğimde sakin olmaya çalıştım.
Ne olabilirdi ki? En fazla ölmüştür.
[Hastanede]
Hastanenin önündeki siyah arabaları görmezden gelip içeri girdiğimde Candice beni danışmanda bekliyordu.
"Bay Dallas," dedi Candice göz yaşları arasında. "B-ben." Derken ona sıkıca sarıldım. "Şşşş.. Sakin ol Candice." Dedim. "Natasha nerede?"
"Arka Bahçede," dedi. "Muhabirlerle konuşmaya çalışıyor."
Kafamı sallayıp "Ben alt kata iniyorum." Dedim ve merdivenlere doğru ilerledim.
Tamam,sakin ol Dallas. Diyen iç sesimi dinlemeye çalışıp alt kata geldiğimde koltukta oturmuş annemi gördüm.
Annem ağlıyordu. O pislik için nasıl ağlayabilirdi ki?
Yanlarına yaklaştığımda Sierra ayağa kalkıp hızla bana sarıldı ve göz yaşlarını serbest bıraktı.
"Şşş..." dedim ona sıkıca sarılıp sırtını okşayarak.
"Kendini vurmuş," dedi Sierra hıçkırıkları arasında.
Normalde iç sesimin Sonunda! Demesi gerekirken hiçbir şey demeden sessiz kalmıştı.
Benim ona sormama gerek kalmadan"En son şirkete siyah kapüşonlu biri girmiş," Dedi geri çekilip gözlerini silerken. "Daha sonra ne olduysa hem babam hem de Bay Roberts vurulmuş."
"Pe-peki nasıl?" Dedim olayın şokunu atlatmaya çalışırken.
"Silahta babamızın parmak izi çıkmış," dedi burnunu çekip. "Büyük ihtimalle Bay Roberts yanlışlıkla vuruldu."
Ama bu çok mantıksız. Dedi iç sesim.
Tam ağzımı açıp konuşacakken ameliyathaneden aceleyle fırlayan hemşireyi gördüm.
Tamam,ameliyat iyi gitmiyordu.
Annemin gözyaşları hemşireyi görünce daha çok artmıştı.
Tanrı aşkına! O adam için nasıl ağlayabilirdi ki?
"Anne," dedim Sierra'yı bırakıp annemin yanına doğru yaklaşıp. "Anne sakin ol."
Annem gözlerini silip bana döndüğünde "Tanrı'm.." diye fısıldadım ve ona sıkıca sarıldım.
Şuan o lanet adam ölmesin diye dua edebilirdim. Kendim için değil, Sierra ve annem için.
Annemin yanına oturup derin bir nefes aldım.
