Bölüm Yazarı:yujilegen
Burası Kuzey Levon. Asker olur savaşırsınız veyahut savaş muhabiri olur ancak savaşı izlersiniz.
Burada ya hayalleriniz gerçekleşir ya da ağlayarak evinize dönersiniz.
Ben ise muhabir olmak için buradaydım. Bana kalsa hayatta muhabir olmaktan başka yapabileceğim onlarca şey vardı lakin burada devreye annem giriyordu. Anne kuzusuydum ve bununla kısmen gurur duyuyordum. Üniversitedense beni Kuzey Levon Eğitim Enstitüsüne yatılı yollamıştı, ben de ağzımı bile açmayıp ne diyorsa onu yapmıştım. Babamı kaybettikten sonra onu üzmeyi göze alamıyordum. Zaten annem de beni tam olarak bu nedenle buraya yollamıştı. Babam askerdi, birkaç yıl önce Güney Levon'da bir savaşta kaybetmiştik, annem de babamın izinden gidip asker olmamı diliyordu ancak ben asker olmaktan epey uzaktım. Hâl böyle olunca savaş muhabiri olmam konusunda anlaşmıştık.
Kuzeye geleli henüz bir saat oluyordu belki de ama enstitüye adımımı atar atmaz beni enseleyip disipline vermişlerdi. Gerçi burada disipline vermek diye bir şey var mıydı onu da bilmiyordum.
"Seni normalde benim azarlamam gerekiyor fakat daha ilk gününde sigara içerken yakalandığını göz önünde bulundurursak benden daha kötü birinin kulağını çekmesi daha iyi olacak." Dünyanın en resmi adamı karşımda yeşil kıyafetlerinin içinde beni adeta gözleriyle dövüyordu. Bunun daha sinirlisi bana azar çekecekse hapı yutmuştum. Evet bu arada, enstitü sınırlarında sigara içmiştim.
Bunun detayına inmeyi sonraya bırakıyordum zira şu an yemem gereken hakaretler vardı.
Ne denli ciddi ve ultra disiplinli bir yere geldiğimin farkındaydım. Babamdan dolayı bu protokolleri az çok biliyordum. Ama annemden yeni ayrıldığım için çok üzgündüm ve sigara yakmak zorundaydım. Bence geçerli bir sebepti.
Bunu karşımdaki yerine gelecek dehşet kızgın herife de söylersem bir şey demezdi belki.
Ve o sırada dünyanın en resmi ikinci adamı görüldü. Kapıdan içeri girer girmez odadaki herkes eğilerek dışarı çıktı. Bu beni daha çok germişti. Tam karşıma geçti. Simsiyah gözleri benimkileri buldu. Bakışlarıyla bile kalbim ağzıma gelmişti eğer beni azarlarsa oturup ağlardım.
İçimi soğuktan dahi çok titreten derin sesiyle konuşmaya başladı. "Ben Üsteğmen Lee Jeno. Görünüşe göre yaramazlık yapmışsın. O sigarayı içtiğine pişman olacaksın."
İfadesiz yüzüyle gözlerimi deliyordu. Normalde gamsız biri olmama rağmen dediği her şey beynimde tekrarlanıyordu.
Bir iki adım atıp kaşlarını çatarak emretti. "Aramadan geçeceksin. Tüm bavul ve çantaların burada kalıyor." Oh be bu muydu cezam yani? İstedikleri kadar arayabilirlerdi iç çamaşırlarımı.
Kaşlarımı kaldırdım. "Sadece bu mu yani?"
Yüz ifadesi bir milim bile oynamadı. "Telefonunu ver."
Hayır. Telefonum olmazdı.
Hayatta veremezdim. Daha ilk günümde telefonsuz ne halt yiyecektim? Olmaz, veremezdim.
Öylece veremeyeceğim için oyalamaya çalıştım. "Sebep?"
"Canım öyle istiyor da ondan."
Ben yerimde dişlerimi sıkıp renkten renge girerken robot gibi bana bakması aşırı sinir bozucuydu.
Pekala bununla şimdilik baş edemeyecektim. Yani herif beni kesebilirdi burada. Akıllı davranmalıydım. Burnumdan soluyarak arka cebimden telefonumu alıp ona uzattım.
