Bölüm30

2.2K 108 0
                                        


Nazarin, Yumruğunu salladı çenesine doğru.

-Kes sesini. Ancak bu şekilde kimsenin burnu kanamadan oradan çıkmaları sağlanır.

-Ya sen?

-Türkmenler arkadan yardıma gelecekler.

-Operasyon iptal.

Fikret hırsla odadan çıktı.

-Ben yokum.

Nazarin aldırmadı.

-Canın cehenneme. Sakın geri adım atacağımı sanma. Bu üs tamamen yok edilecek.

Diğer ikisine döndü.

-İsterseniz. Buyurun sizde kaçın.

Adamların ağzını bıçak açmamıştı. Türkmenlere döndü.

-Nerde kalmıştık.

Sabah gün ağarırken fikir birliğine varabildiler.

-Birkaç saat dinlenme zamanı. Kılık kıyafetler hazırlanması ne kadar zaman alır.

-Bir gün bize yeter. Elini göğsünün üzerine koydu.

-Allah sizden razı olsun şıh.

-Sendende kızım.

-Biraz dinlenelim.

Gösterilen odaya gitti. Gün içi dışarı çıktı. Üzeninde siyah pamuklu şalvar ve dizlerinde biten palto vardı. Oradaki insanlardan farkı yoktu. Başındaki dolamayı düzeltti. Kapıdan çıkmadan şıh durdurdu.

-Kızım fazla dikkat çekme. Bu gece terör gurubuna seni sokacak kişi ile tanışacaksın.

-Ona nasıl güveneceğiz.

-O içerdeki köstebeğimiz.

-Eminsiniz değil mi?

Sakalını sıvazladı.

-Sağlamdır.

Dışarı çıktı. İnsanlar telaş içindeydi.
Acele- acele yürüyorlar arada sırada etrafı göz gezdiriyorlardı. Amerikan askerleri köşe başlarını tutmuştu. Telefon kulübesi ilerde gözükmüştü. Tam yanında iki gurup asker konuşuyordu. Telefon kuyruğuna geçti. Paçasının içinde sakladığı silahtan güç alıyordu. Belinde de kama hazırdı. Başı önde kuyruğun kendisine gelmesini bekledi. Askerler ağı ağır yanlarından geçiyor bazen birine isteyerek omuz atıp deviriyorlardı. İki kişi kalmıştı. Askerin dikkatini çeken genç kadın başını diğer tarafa çekti. Her tarafta onlarla doluydu. Sakinleşmeyi denedi. Kimlik sordu. Kadın anlamamış gibi baktı adama. Bir dipçik yedi. Sarsıldı. Arka sıralardan

-Kimlik!

Sessizce cebinden çıkardı kimliği. Asker, kimliğe uzun- uzun baktı. Genç kadının önüne geçti. Ahlaksız nazarlarla sırıtıyordu. Allahtan sahte kimlik hazırlanmıştı buradaki operasyon için. Yüzündeki örtüye uzandı. Genç kadın eli yakalayıp durdurdu. Sıra ondaydı artık. Asker elini büktü. Onu halledebilirdi ama çevre kaynıyordu. Başka üst rütbeli bir asker yanlarına geldi. İngilizce görevinin başına geçmesini rahatsız etmemesini sertçe söyledi. Asker kadını hemen bırakmadı. Tekrar bağırış havaya sıkılan iki el uyarı ateşi. Asker kızı bırakmıştı. Derin bir soluk alan Nazarin kulübeye girince hızlıca Melda'nın evini aradı. Kısa sürmüştü konuşmaları. Bebeği çok iyi ellerdeydi. Kapattı ve koşar adımlarla yürümeye başladı. Asker görev yerini terk etmiş takipe başlamıştı. Adımlarını daha da hızlandırdı. Kaldığı yere gidemez orayı tehlikeye sokamazdı. Tam ters istikamete yöneldi. Ara sokaklarda hızlı kovalamaca başlamıştı. Asker durması için emir veriyor ve havaya uyarı ateşi açıyordu. Çıkmaz sokakta genç kadını kıstırdı. Açık olan Pencereler sessizce kapandı. Nazarin'e hiç kimse yardım etmeyecekti. Durum onu gösteriyordu.

-Gel annenin kucağına.

Dedi içinden. Asker elindeki makineli tüfeği doğrultmuş iğrenç nazarlarla üzerine yürüyordu. İyice yaklaştı. Tüfeğinin ucu ile üzerindeki paltonun önünü açmasını söyledi. Tam istediği hareketti. Yavaşça askerin gözlerinin içine bakarak düğmeleri çözmeye başladı. Bu arada tek hareketle başındaki örtüyü atmıştı. Son düğmeyi çözdü. Eline kama geçince adamın hareket etmesine izin vermeden bir tekme ile elindeki silahı düşürttü ve aynı hızla arkasına geçip yere yatırdı. Dizi ile sırtına bastırdı ve tek hareketle boynunu kesti. Pencerenin perdeleri açıldı tek tel. Gözlerindeki mutluluk ifadeleri ile beraber. Kamayı şalvarına sildi ağır -ağır. Doğrulurken başörtüsünü aldı. Kamasını yerine koyarken etrafına bakındı. Önünü ilikledi. Yerde yatan leşe tükürdü. Geldiği yoldan gitti. Yol ayrımında Fikret yakalamıştı. Hızlı- hızlı konuşmadan yürüdüler. Soğuk hava üzerindeki giysileri havalandırıyordu o anda. Eve aralıklarla girdiler. Fikret hışımla üzerine yürüdü

-Sen ne yaptın?

-Ne yapmışım?

-Ne yaptın. Neredeyse hepsini başına toplayacaktın. Orada ne işin vardı?

-Telefon etmem lazımdı.

Hırsla yumruklarını sıkıp yanından ayrıldı. Sıhın yanına gitti. Adam gururla karşıladı. Sabah onları kampa götürecek içeri sokacak adamla tanıştırdı. Adam oraya erzak sokuyordu. Yarın mal sokma günüydü. Fikret'le ikisi gidecekti. Diğer iki arkadaş daha sonra onlara katılacaklardı. Sabah ikisi de teröristler gibi giyindiler. Bellerinde silahları az da mermi. Zor şartlarda geldiklerini inandıracaklardı. Senaryoya harfiyen uyulacaktı. Vedalaştılar. Kamyon yolda ağır ağır yol alıyordu. Geçtikleri yola dikkat kesildiler. Uzaktan karargâhları görüldü. Büyük bir dağ ve eteğinde konumlanmışlardı. Arabacıyı durdurdu. Araçtan indi Fikret. Genel kurmaylıktan Üstün albayı arayıp planı bildirdi. Yüzü kızardı. Muhtemelen azar yiyordu hızla elinden telefonu aldı. İlk kez telefonu açmışlardı.

-Albayım ölmeye öldürmeye geldik. Altı gün sonrası için koordinatları üst çavuşum bildirdi helikopter istiyoruz. Tüm rehineler kurtarılacak. Nasıl? Orası can damarları. Komutanım siz helikopteri dediğimiz saatte yollayın.

-Ya o saatte gelmezseniz?

-

SON TANGO +18Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin