Hoş geldiniz...
Bu bölümün bu kadar kısa olma sebebi hem Savaş'ın garip değişimi, okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınızdır hem de benim yoğunluğum. Yalnız kalıp kafacığımı toplamaya fırsatım yok çünkü.
Ayrıca ben bu kitaba başlarken aslında diğer kurgularımı kendimce geliştirmek isteme sebebimdi ama bu kadar sevileceğini düşünmemiştim, severek okuyan, yorum yapan herkese çok teşekkür ederim.
Sırf sizin için kurguya sizi sıkmayacak ama yüzeysel de geçemeyeceğim derinlik vereceğim.
Kurguyu uzatıp da sıkma taraftarı değilim, kaçıncı bölümde biter bilemem ama siz burada olduğunuz sürece bende buradayım.❤️
oy ve yorum bırakmadan lütfen geçmeyin<3
keyifli okumalar...
Melike Şahin, Nasır
"14.NASIR"
Rüzgâr esti, karanlık kafamın içinde bir yarık açmışta, yeryüzüne inen bütün karanlığı ve pisi o yarığa itmiş gibiydi, ruhuma uzanan o ince yolu bulan rüzgârın tüm düşüncelerime sindiğini hissediyordum. Bir kalbe indirilen darbenin sonunda eğer bir çatlak oluştuysa o çatlak nasıl giderilirdi bilmiyordum ama şunu biliyordum; kırığı meydana getirenden başkası o kırığı toparlayamıyordu.
Sırtını dönmüş karanlığa ilerleyen beden bana bunu öğretmişti, o kırığa az da olsa iyi gelmekten çok arkasını dönüp giderken daha çok kırmak istiyordu.
Gülce.
Ne çocukluğumda ne de şimdimde kurtulamadığım tek isimdi.
Öyle ki benim için kurduğu o cümle bile yerini kolayca değiştiremiyordu.
Belimdeki elin varlığı, Çetin abinin bize sırtını dönüp gidişiyle bile bedenimden çekilmezken, nerde olduğunu bilmediğim, nasıl olduğunu bilmediğim bir yer öyle çok yandı ki vücudumun solunu hissedemez hâle geldiğimde, kendimden o kadar uzak kalmış bir o kadar kendime yabancılaşmıştım.
Çetin abinin sokakta giderek yok olan bedenini gözlerimi kırpmadan izlemiş, tamamen kaybolduğundaysa bu sokakta ikimizden başkasının kalmadığını anlamıştım.
Soluk sesi çok yavaştı, ciğerlerinin sırtımda yükselip alçalması, beni o sert rüzgârdan koruyan bedeni bana dünü, bana Çetin abinin sözlerini karşıma koyuyordu.
Ellerim soğuktan hissizleşirken başımda dolanan düşüncelere katlanamadığım için soğumuş parmaklarımı, benim aksime bu soğuğa rağmen sıcak olan elinin üzerine koydum. Parmaklarından, teninden, o sıcaklığından kurtulmak için elini sertçe ittim.
Bırakmadı.
Bir kez daha denediğimde yine bırakmadı, başımı karnıma indirip eline baktığımda burnum yanıyordu, ama ağlamayacaktım.
Ne için ağlayacaktım ki?
Kim için ağlayacaktım.
İri kocaman parmakları sanki dokunduğu yer kendine aitmiş gibi karnımda duruyor, her nefes alışımda o el de yerine daha çok yerleşiyor gibiydi.
Saçlarım iki yanımdan önüme dökülürken, rüzgârın hareketi yüzünden ince ince salınıyordu.
"Bırak beni." Dedim kaskatı bir sesle, sanki sesimin üzerine tonlarca beton dökülmüşte hareket yetisini kaybetmiş gibiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
ChickLit"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
