Hoş geldiniz...
Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur.
"17.BİTTİ"
'Sevmek bizatihi yaralanmaktır,' Der şair, sonra ekler. 'Ve yaralar hiçbir zaman iyileşmez teninde.' Bir ruh da yara aldıkça köşeye sıkışır, sıkıştıkça kendi mezarını tırnaklarıyla o köşeye kazar. Kazdıkça teninden kanı damlar o çukura, düşünemez, sadece kazmakta bulur çareyi. Baş kaldırmayı, kendi duygularına savaş açmayı yediremez. En dibine kadar sahiplenilen bir duygudan vazgeçmek çok zordur, her anında her yılında tene işlenen o iz büyür, büyüdükçe kendine daha çok yer edinir o tende.
Benim de bir iz'im vardı; adı Savaş olan.
Tenimdeki en büyük izdi, ben büyüdükçe kırdıkları da bana bıraktıkları da büyümüştü benimle birlikte.
Kendi bir iz olması yetmiyor gibi bir de adının hakkını veren bir Savaş başlatmıştı en içerimde.
Arkamı dönsem sırtıma yediğim mermiden delici sözleri, yüzüne baksam gözlerimin mezarı olan yeşil lezaları...
Bir savaş vardı aramıza, galibi olmayan mağlubu...
Mağlubu belirsiz...
"Neden geldik buraya?" Diye sordum en sonunda, zihnime saplanan her bir iğne battığı yerden oluk oluk kırık akıtıyordu. Zamanın kırdıkları ve o zamanın içinde bizim birbirimizde kırdıklarımız...
Biz nasıl iyileşirdik?
Attığımız adımlardan dökülen çıtırtı sesleri onun sessizliğine çan olurken, iri olmasına rağmen yavaş olan adımlarla yürümeye devam etti, öyle bir havası vardı ki sanki gelişine rahattı ama öyle bir yanı da vardı ki karşısına aldığını gölgesi altında ezebilecek kadar özgüvenli. Savaş, çocukluğumda adına sığındığımdı. Efe abinin yanından ayrılmadan önceki konuşmaları aklıma geldikçe ellerim her ne kadar engel olmak istesem de titriyordu.
Sağlıkta kural bir 'sakin olacaksın, sakin olacaksın ki yanlışı en aza indirge' ve lanet olsun ki ben, şu an hiç sakin olduğumu düşünmüyordum. Kopmaya yakındım, kopuşun eşiğindeydik. Benim ona rağmen görmezden geldiğim ve onun bana rağmen suskunluğu, Savaş aslında ne kadar konuşuyor olsa bile şimdiye kadar susmuştu aslında.
"Savaş, kardeşim." Demişti Efe abi. Gergindi. "Şimdi sırası mı sence?"
"Sırası." Demişti Savaş. Sonra yüzüme bakmıştı, bakışlarından gözlerime çöken yeşil zehrin çaresizi olduğumu biliyordum o an. "Hem de şimdi tam sırası." Her kurduğu kelimede nefeslenen cümlelerin artık nefes alacak dermanı kalmamış gibiydi.
"Savaş-"
"Sakın." İsminin sonunda nefesimi kesen sesi, ardında bıraktığı bedenime şiddetle dönen bedeni ve gözlerimin çıkmaz sokağı olan gözleri santimlerce uzağımda durduğu an adımlarım sendeledi. "Sakın o ismin arkasından beni dara atacak bir kelime daha getirme, yoksa..." dişlerinin arasından kurduğu kelimeyle ileriye attığı adımları benim hemen yanımda durdu. Ne söylemek istediğin farkındaydım, abi kelimesinden bahsediyordu. Sanki ben onun merkeziydim, o benim yörüngeme girmemek için dirense de bir adım gerisinde duramıyor gibi baktı gözlerimin en içine.
Gözlerinden kaçamayan, artık kaçmasını istemediğim gözlerim bakışlarında mahkûm kaldığında kısa bir an nefes alamadığımı hissettim. "Yoksa, ne?" Sorduğum soru dilinden çok bakışlarını bileyleymiş gibi keskinleştiğinde attığı tehlikeli bir adımla daha dip dibeydik, geriye yürümedim, olduğu gibi durdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
ChickLit"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
