Hoş geldiniz...
Umarım iyisinizdir...
Bu gün tam kitabı paylaşmaya başlayalı iki ay oldu.
Ve bu kadar kısa süre de bu kadar okuyup sevmiş olmanız beni de mutlu ediyor.
Ama saklayamayacağım bu kurgu beni zorlamaz dediğim yerde zorlamaya başladı; nedeni ise ben daha çok derin konuları, betimlemeleri seviyorum, o yüzden eğer olmuyorsa bile herkeseden şimdiden özür dilerim.
Keyifli okumalar...
Batuhan Kordel, Anıları Sakla
"15.SAKLIM"
Zamanın hükmü tek bir darbeye bakardı,
Yediğim darbe o kadar ân'lık o kadar beklenmeyi olası görmediğim hâldeydi ki ruhum kaybın en büyüğünü düşüncelerini yitirdiğinde vermişti.
Ellerimin hâli kışın soğuğundan mı geliyordu yoksa yüreğime inen derin üşümeden mi anlayamıyordum ama parmaklarımın hissizleşen, titreyen hâli tıklattığım kapıyla birlikte daha acı verici olmuştu.
Korku muydu bu içime düşen tanımlayamadığım his, yoksa görmezden geldiğim vakitlerin intikamı mıydı? Bilmiyordum.
Söyledikleri...
Dilinden tane tane her döktüğü kelimesi benim görmemek için direndiğim, önüme çektiğim o kapkara perdeye açtığı delik oluyordu. O'na ne olduğunu bilmiyordum, neden bir anda böyle konuşur hale de geldiğini bilmiyordum, tek bildiğim kaçtığım aslında bir türlü kaçamadığım oluşuydu.
Hakaret gibi dilinden yüzüme vurduğu cümleleri kaçma sebebimken, her adım atmaya yeltendiğim de belime zincir misali sarmalanan kol, söylediği gibi tek noktamın göğsü olduğunu kanıtlamak ister gibi sırtımın şeklini alıyordu.
Ben ona oysa çok şey yapmıştım, o bana hep göğsünü siper ederken sırt çevirmiştim, şimdiyse bana sırt çevirişlerinin günahını yüreğiyle mi öder olmuştu?
İçimde gökyüzünü yırtan karanlığa bıraktı tek bir bıçak hareketi, kollayamadığım kırgınlığımın kan revan kalışıydı.
İnanmıyordum.
Ya da.
İnanamıyordum.
"Abla?"
İçine düştüğüm amansız boşluğun içine tek damlasıyla kirleten sesin uzak oluşu içimi darmaduman etmeye meyilliydi. Tenimden geçen irkilmeyle birlikte hangi ara açıldığını fark etmediğim kapının iç kısmında duran, elinin biriyle kapıyı tutan Şafak'la göz göze geldiğimde, içim içime sığmıyor gibiydi ama dışarıdan bakılsa rüzgâr esmediğini sanırdı. "Gelsene içeriye."
Şafak'ın yüzümün sınırlarında gezinen bakışları beni yutkunmaya iterken yutkunamadım, boğazımda gelip çöken hep Savaş'ın elimde kalan cümleleriydi sanki.
Sustum.
Dağılan saçlarımla evin içine adım atarken, içeriden kulaklarımı istila eden gürültü, bakışlarımı Şafak'a çevirmeme sebep oldu. "Misafir mi var?" Sesimi nereden nasıl oldu da buldu bilmiyorum ama mırıltım Şafak'a ulaştığında, kardeşimin başını sakince salladığını gördüm.
Ayaklarımdaki ayakkabıdan kurtulduktan sonra üzerimdeki deri ceketimi de çıkartıp portmantoya astım.
Aklımdaki dağınıktan hallice olan dağınık saçlarımı omuzumun gerisinden geriye iterken, Şafak'ın ardımdan kapıyı kapatışının o tok sesini duydum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
ChickLit"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
