"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hoş geldiniz...
Keyifli okumalar diliyorum. Uzun bir süre ortalarda yoktum, yeniden döndüm... Yazım hatalarım varsa çok özür dilerim.
Deformasyon= Kalıbı, biçimi bozulma, biçimsizleşme.
Cem Adrian&Mark Eliyahu, Kül
"9.KÜL"
Bir çölün sıcağında yürümek, o sıcakta tek damla suya muhtaç olmak demekti.
Zihnimin darmaduman karanlığında kalmış bir çöl vardı, bütün çocukluğum o sıcakta yitmiş; tek damla su bulamayışının acısını kendi kalbinden acımasızca çıkartmıştı. İnsan yüreğinin en büyük eksikliği, bana kalırsa kimseye veremediğimiz sevgimizdi.
Sevgisiz bir yürek en sıcak çölde ölmemiştir de ne olmuştur?
Bir adam bir gece vakti sevgisiz kalmış yüreğimin karşısına çıkmış, o güçsüzlüğün kokusunu almışçasına; sev beni diyerek ona bir ip uzatmıştı, nereden bilirdim; gün gelecek o ip benim sonum olacaktı. Sonra aynı adam yıllar sonra daha karanlık gecenin birinde çıkmış, sevmeseydin diyerek o ipi ben orta yerindeyken kesmişti. Boşlukta savrulmaya başlamış, bir türlü en dibi bulamamıştım.
Ruhumun birçok yanı kırıktı.
Kalbi tarumar olmuş, bütün kendini yaptığı şeyleri kaybetmişti.
Bir ateşin yanışına sebep olmuş, en başta da kendimi yakmıştım.
Ben bir sevgisizlikten kaçarken en büyük yanışım, belkim olmuştu.
Şimdiyse bütün belkileri bir kenara bırakmış, sadece yaşamaya başlamıştım. Kimine göre gururum olmadan yaşamaya başlamış kimine göre ise zavallıca yaşıyordum.
Ama yaşıyordum...
Herkese ve her şeye inat, sadece kendimle yaşıyordum.
Merdivenlerden hızlı ama bir o kadar da sessizce inmeye özen gösterirken, ne kadar çabalıyor olsam da ayaklarımdan her merdiven basamağında tok bir ses yükseliyor sonra bütün merdiven boyunca o ses dağılıyordu, sabahın sessizliğinin hâlâ evde gezinmesini bozan şey; bir adım sesimdi ve iki burnuma çalınan yağ kokusuydu. Ve uzaktan, kısık şekilde duyduğum kızgın yağın çıkarttığı o garip sesi de yok sayamazdım.
Üzerimdeki, altıma giydiğim boğazlı beyaz badi sayesinde tam oturan forma her hareket edişimde hafif bir hışırtı çıkartıyor, saat yedi olmasına yirmi dakika kalmış olmasına rağmen daha yeni aydınlanmaya başlayan havaya rağmen formamın alt pantolonundaki şeritli ve fosforlu çizgilerine arada bakışlarım takılıyor, sonra kaybediyordum.