Hoş geldiniz...
Umarım iyisinizdir...
Bu bölümde eskiye gidiyoruz ve ilk kez üçüncü kişi ağzından anlatım yaptım, umarım beğenirsiniz...
Eylem Aktaş, Kömür Gözlerin
"12.teselli"
İnsan öncesinde hissettiği duyguyu sonradan hissedemez hâle geldiğinde ilk suçluyu kendi içinde kendini yapardı, ben nerde kaybettim düşüncesi, aslında kaybetmekten çok; o duyguyu hissettiği insandan gitmiştir ama bunu ilk bakışta fark edemez. Gitmiştir çünkü, eğer kalırsa en büyük kayıp kendi ruhu olacaktır. İlk gidişinde sebebini ve kendine doğuracağı sonucu bilmese de kendini kurtarmıştır.
Pişmanlık?
Henüz, kendini kaybetmediği için pişmanlık duyan bir insan tanımamıştım.
Üzüldüğüm çok an olmuştur ama pişmanlık, işte o yoktu. Çetin abi için üzülmüştüm ama pişman değildim, sadece bana öğretmişti. İnsanların ne kadar nankör ne kadar vefasız olabilir hatta ne kadar merhametsiz olabileceğini de öğretmişti.
Savaş abi.
O da bana öğretmişti, insan ancak kendini avutmalıydı, yara bandı ancak yarayı nefessiz bırakıp iyileşmesini geciktirirdi.
Yaranın asıl ihtiyacı yine kendiydi. Kendi kendine kalıp az biraz soluklandığında işte o zaman iyileşmeye başlardı.
Çetin abi ayağıma çelme takıp beni dizlerim üzerine düşürttüğünde açık yaralarım dizlerimdeydi, öğrendiğim her gerçek dizlerimden akan, kalbimin bir umutla yaşamasını istediği dokularıma gönderdiği kanlardı. Savaş abi, düştüğümde ellerimden tutmak yerine o yaranın üzerine tuz dökebilecek kadar acımasızdı.
Bunu en iyi o gün anlamıştım, kırık, zaten üzgün bir kalbe vurduğu yumrukla omurgasını olduğu gibi kendi elleriyle kırmıştı.
***
(Nigâh, 7 yaşında, Savaş 14 yaşında. Nigâh'ın abisi ölmeden bir süre öncesi.)
Küçük bir çocuk olmanın en zor zamanlarını yaşıyordu belki de Nigâh, küçücük elleri ve yorgun bedeniyle yeni başladığı birinci sınıfın getirisi olan birer birer harfleri öğrenmeye, öğrenirken de en iyisini yazmaya çalışıyordu. Açık kahve uzun saçlarının alnına bu sıcak yüzünden yapıştığı, her ne kadar küçük dudaklarıyla üflese de teninden çekilmediği bir zaman dilimiydi.
Saç telleri adeta o küçük bedene vurgun olmuşçasına teninden ayrılmıyordu ve bundan Nigâh'ta bir hayli şikâyetçiydi. Upuzun saçlarını bir dakika düşünmeden belki de kesmelerine müsaade edebilirdi, ta ki abisi Nigâh'ın o sırma gibi upuzun saçlarını sevmiyor olsaydı.
Bu işkenceye evet bir erkek için katlanıyordu, o güzel gözlü abisi, merhametini her hissettiğinde gönlünde çiçekler bezeten insandı. Belki biraz da Savaş içinde olabilirdi, eğer ne zaman görse o saçları çekmeseydi.
Ama içten içe saçlarını çekmek içinde olsa dokunuşunu seviyordu, arada ölçüyü fazla kaçırıp Nigâh'ın gözlerinin dolamsına sebep oluyor olsa da.
O anlarda Savaş pişman oluyor muydu bilmiyordu ama kendi canı yandığında abisi fark edip Savaş'ı kardeşine yaklaştırmıyordu.
Cihad, Nigâh için bir abiden çok bir yâr gibiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
Literatura Feminina"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
