Hoş geldiniz...
Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur...
Keyifli okumalar...
"18.NİGÂH"
Sessizliği kabullendiğimde, bir gün tekrardan konuşacağımı hiç düşünememiştim. Çünkü sessizliği kabullenmiştim bir kez, tekrardan konuşmak gibi bir amacım yoktu. Savaş sessizliğin ne olduğunu bana öğretirken Çetin abi öğrendiğim sessizliği benim üzerime sıçratmış, bir nevi sessiz kalmaya beni sürüklemişti. Üzgündüm. Birçok şeye olan inancım yitip gitmişti.
Sevgi.
Sevgiye olan inancım Savaş'la zayıflarken, Çetin abi yüzünden tuzla buz olmuştu.
Sonra Savaş yeniden gelmiş, kendinin zayıflattığı inancımın yerinde sere serpe yatan cesedini görmüştü, agresifliğine sebep buydu.
Çetin abiye tepkisiz kalışıma, kendine tepkisiz kalışıma ve kendimi yok sayışıma...
Bakışlarımı ilerlediğimiz yoldan çekerken sakince ona çevirdim. Sol elinin dirseği kapının destek alınacak kısmına yaslıyken sağ eli gevşekçe direksiyondaydı. Başını geriye atmış, kirpiklerinin aralarından uzayıp giden yolu seyrederken yüzündeki o sakin ifadeyi en son ne zaman gördüğümü hatırlamaya çalıştım.
Arabanın içinde kısık sesli klasik müzik çalıyordu. Sanırım değişmeyen tek zevki klasiklere karşı olan tutumuydu.
Çok önce fark etmiştim. Klasik müziği eğer diniliyorsa rahatladığı, kendini sakin hissettiği an oluyordu. Her tarzı dinlerdi ama ağırlığı eski ve kendince anlamlandırdığı şarkılar olurdu.
Bir cevap vermemiştim, kendini kabullenmediğimi biliyordu. Zorlandığımı, zorlandığım kadar da zorlayacağımı soyadı kadar iyi biliyordu ki zorlardım.
Kırılmıştım ve kıracaktım.
Kırdığımda belki parçaları benim de tenimi yaracak, o yarığa zehrini bulaştıracaktı ama biz daha hiçbir şeyi konuşamamış, hiçbir şeyi de geride bırakmamıştık. Sadece biz bugün kartlarımızı açmıştık. Ne Çetin abiyi konuşmuştuk ne de Gülce'yi, yok demesi önemli değildi. Ben onu ona sarılırken görmüştüm sonuçta. Bu o kadar basit bir şey değildi.
Savaş önümüzde ilerleyen arabayı sollamak için yan aynadan arkayı kontrol ederken şerit değiştirdi. Gözleri yan profilinden gördüğüm kadarıyla bile en canlı halindeydi.
Ve bu...
Garipti.
"Neden bu kadar keyiflisin?" Sorduğum soru daha çok kendi kendime mırıldanır gibiydi. "Çünkü artık bir sebebin kalmadı." Dedi sakince, sözleriyle birlikte kaşlarım çok az çatılır gibi oldu, duymasını beklemiyordum ya da anlamasını. Duymuştu, onla da yetinmemiş cevap bile vermişti.
Sebebim mi kalmamıştı? Ne için sebebim kalmamıştı ya da ne için sebebim vardı ki o artık yoktu.
"Neye sebebim kalmadı?" Dudaklarımdan kopan cümleyle dudağının kenarı hareketlenirken bana göz ucuyla bakış attı. Gerçekten gözleri en canlı, en can alıcı rengindeydi ve bunu her ne kadar kabullenemiyor olsam da sebebi bendim.
Cevapsız kalmış olsa bile Savaş'ın beni kendine katabileceğine olan umudu vardı.
Ve o umut, onu en zayıf yerinden zehirlemeye başlamıştı; yüreğinden.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
Chick-Lit"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
