Hoş geldiniz...
Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur...
Keyifli okumalar🤍
21.BÖLÜM: "SAVAŞ İÇİN..."
Sevmenin yükünü üstlenmiş bir yüreğin cesaretini sorgulamak kimseye hak düşmemeliydi.
Gösterilmeye korkulan sevginin yarası aranmalıydı, gösterilemiyorsa bir yarası olmalıydı.
Cesaretimden çok Savaş'ın o cümlelerinde göremediği sevgimi sorguladığını hissetmek canımı acıtmıştı. Neden gösteremediğimi biliyorken yapmıştı, ya da bilmiyordu. Savaş benim ona olan sevgimi hissetmiyordu, belki de hissettiremiyordum. Benim Savaş'ın gözlerinin içine bakarak konuştuğum anlar bile o kadar sayılıydı ki bu yüzden Çetin'i aşamıyordu. O yüzden Cem'e yaptığım yardım ona o kadar sert vurmuştu.
Haksız demiyordum ama sonuna kadar da haklı değildi. O'da bana sadece sert yanını göstermekten çekinmiyordu. Kırdığını bile bile gözlerimin içine bakıyordu. O'nun değimiyle 'ona buna karşı' bir insanın elini tutmak kolaydı. O kadar kolaydı ki asıl gurur kırıcı bunun olduğunu fark edemiyordu.
Bir kavganın üzerine toprak atıp düz devam etmek kolaydı ama toprak can vericiydi. Toprak nasıl bir tohuma yatak olup can verebiliyor, bir ağaca zemin olup dik tutuyorsa öyle de bir soruna can olup onu büyütürdü. Konuşarak aşılmamış hiçbir şey aslında aşılmış sayılmazdı, o yüzden kırgın ama sakindim.
Sakin olacaktım.
Çocukluğumdan bu yana yaptığım gibi bir Savaş için sakin olacaktım.
Bir onun için onunla konuşmaya çalışacaktım. Benden bir şans istemek için o kadar kavga gürültü çıkarttıysa bende bu kez o'nun için o'nun istediği şans için çekinmeyecektim. Ama kırgınlığımı da görmezden gelmeden yapacaktım.
Savaş'ın gece, durduğu yerde umursamadan dönüp giderken beni izlediği sahne zihnimde kesintisiz dolanmaya devam ederken, bakışlarındaki pişmanlığa şimdi karşımda kayıtsız kalmaz affederim.
Annem derdi, 'baban beni ne çok kırdı ne çok kavgalar ettik ama yine de ben ona sarıldım' derdi. O zaman anlamamıştım, anlam da vermemiştim. Ben bir insana kırgın olduğumda sarılamazdım. Çetin'de hiç öyle bir şey hissetmemiştim. Ne tokat attığımda sarılmak istemiştim ne de en ağır cümleleri kurduğumda...
Savaş.
İlk kavgalarımızdan son kavgamıza kadar ben sarılamıyorsam bile içimde bir yerde hep onun sarıp sarmalamasını istemiştim. Artık inkâr edemeyecek kadar Savaş'ı kendimde hissediyordum. Tüm sertliği ve öküzlüğüyle.
Sanırım annemin ne demek istediğini şu ân anlayabiliyordum.
Sağ elimin işaret ve orta parmağı başımın köşesindeki kabartıyı okşarken annemin sesini başımdaki zonklamanın içinde hissediyordum. Elmacık kemiğimdeki sızı başımdaki sızı kadar olmasa da fazla değildi ama hatırı sayılır şekildeydi.
"Çok mu ağrıyor?"
Hemen yanımda, sürücü koltuğunda oturan Mahmut abinin sesini duyduğumda parmaklarımı alnımdan çektim. Dalgınlığımın O'da pekâlâ farkındaydı. Bunu o dört dikişi atarken de söylemekten çekinmemişti.
"Eh işte." Demekle yetindim. Saat sabahın sekiz buçuğuydu, biz daha hiç uyumamışken şehir yavaş yavaş uyanıyordu. "Beynim zonkluyor az biraz."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
ChickLit"Sevmeseydin!" diye yenilediğinde, vicdansızdı. Merhametsizdi. "Keşke!" Diye bu kez ben titreyen sesimi yükselttim. Keşke sevmeseydim, keşke gözlerim onu bir kez bile görmeseydi. Keşke ama keşke... içime oturan sancıdan aldığım hırsla kolumu çektiği...
