"Bay Byun." Başımın hemen üzerinden seslenen bir kadın sesi vardı. Gözlerim birbirine yapışmış gibi hissediyordum. Zorlukla araladım gözlerimi.
"Buyurun?" Diye sordum kendime gelmeye çalışarak. O sırada bakışlarım saate kaydı. Saat on olmuştu. Gözlerim farkındalıkla büyüdü. "Ah, geç kaldım."
"Sorun değil efendim. Bay Park bugünlük imtina göstereceğini söylediler. Kahvaltınızın hazır olduğunu haber vermek için gelmiştim." Derin bir nefes verdim rahatlama ile. "Teşekkür ederim. Hemen iniyorum."
Gülümsedi ve çıktı dışarı. Yorgunlukla soludum. Demek ki biraz da olsa iyi bir adamdı Bay Park.
Biraz olsun anlayışa sahipti.
Odanın içinde bulunan tuvalete girdim. Hala toz içindeki kıyafetlerin içindeydim. Dün gecenin şokuyla pek umurumda olmasa da, bu denli lüks bir evde böyle dolaşmak biraz rahatsız ediciydi.
Hızlı bir duş aldım ve hizmetlinin yatağımın üzerine bıraktığı kıyafetleri üzerime geçirdim.
Saçlarımı biraz olsun şekle soktuğumda indim merdivenleri. Masada gördüğüm Kahvaltı hayatımda gördüğüm en dolu kahvaltı olabilirdi.
Hızla oturdum ve kahvaltıma başladım. Gerçekten acıkmıştım. Yemeğim bittiği sırada beni uyandıran kadın yanıma adımladı. Elinde bir telefon vardı.
"Bay Park gitmeden önce bunu size vermem için bıraktı." Hafifçe gülümsedim ve teşekkür ettim. Bu benim telefonumdan iyi bir telefondu.
Ee adam zengin Baekhyun, bir zahmet alsın diye geçirdim içimden. Telefonu açtığımda kurcalamaya başladım.
Tüm uygulamalarda şifre vardı. Kaşlarım çatılırken rehber tuşuna bastım. Yalnızca burası açıktı. Ve yalnızca iki numara kayıtlıydı.
Birinde Bay Park yazarken diğerinde Chen yazıyordu. "Pardon, Chen kim acaba?" Kadın bana döndü. "Bay Park'ın yardımcısıdır. Çoğunlukla evde kalır ve evi güvenli tutar."
Başımı hafifçe salladım. "Teşekkürler." Arkasını dönüp çıktı salondan. Hızla isminin üzerine tıkladım ve aramaya başladım.
Hiç kimseyle iletişim kurmama izin vermemek de neyin nesiydi?
Telefon ikinci çalışında cevaplandı. "Tünaydın." Gözlerimi devirdim imalı tünaydını ile. "Neden tüm uygulamalarda şifre var?"
"Çünkü sana güvenmiyorum." Gözlerim büyüdü şaşkınlıkla. "Ne yapabilirim ki? Canıma susamadım ben!" Bir kaç saniye sessizlik oldu. "Sesini kıs benimle konuşurken. Eğer okusaydın anlaşmanın maddelerinde senin kiminle görüşüp görüşmeyeceğine bile benim karışabileceğimi görürdün. Tüm hakların Byun, artık benim. Ne dersem o, anladın mı?"
Zorlukla yutkundum. Bu kadarını beklemiyordum.
"Annem, onu görmeme izin var mı peki?" Derin bir nefes verdi. "Onu akşam eve geldiğimde konuşacağız. Chen birazdan orada olur, bir kaç kıyafet aldırdım. Düzgün şeyler giy."
"Çocuk değilim ben, emir vermene gerek yok." Derin bir nefes verdi. "kapatıyorum." Dediğini de yapıp hızla kapatmıştı telefonu.
O sırada içeri giren beden ile kendi kendine mırıldanmıştım. "Amma da dakik adam." Elindeki iki poşeti hızla bana uzattı. Gülümseyerek teşekkür ettim ama hiç bir tepki aldığım söylenemezdi.
Dümdüz suratıma bakıyordu. Gözlerimi devirdim ve yukarı, odama adımladım.
Odam, hemen de benimsemiştim. Güldüm kendi kendime. Gerçekten gülünecek haldeydim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Captive/Chanbaek
Fanfiction"Senden tek istediğim şey annemi ve beni kurtarman. Param yok, yalnızca bedenim var. Bana bedenim karşılığında özgürlüğümü verebilir misin?"
