2- ÖLÜMLE DANS

1.4K 113 217
                                        


Bölümü oylamayı ve yorum yapmayı eksik etmeyin. Şimdiden teşekkür ederim. ❤ ❤



Karanlıktaydım. Rüzgar esiyordu. Tenimi yalayıp beni üşüten bir ayaz vardı. Kollarımı kendime sarmak istedim ama hareket edemiyordum. Sadece hissediyordum. Bedenim tüy gibiydi ve havada uçuyordum sanki. Kendimi taşıyacak gücüm yoktu ama duyuyordum. Ritmik ses, ortamı esareti altına almıştı. İçimde akan kan donmuş, damarlarımı birer birer çatlatıyordu sanki.

"Kalp krizi... Acele ..!" Sesler boğuktu ve kulaklarıma usul usul gelen bir melodi gibi titreşiyordu. Ciğerlerim oksijen için yalvarıyordu ve boğuluyordum. Soğuk bedenimi daha da ele geçirdi. "Dikkat... hareket ettirme... çöz!" Bacağım hafifledi ama kısa sürdü. Ayak parmak uçlarımdan uyuşma, bacaklarımdan kasıklarıma doğru yol aldı. Göğsümdeki tüylerin diken diken oluşunu, başımdaki ağrıyı, sırtımdan yükselen yanmayı, hepsini en derinden hissettim. "Nefes... maskeyi getir!" Ayaz bedenime öyle sert çarptı ki savruldum. Yardım dilemek için dudaklarım aralandı ama buhar dışında hiçbir şey çıkmadı. Göğsüm titredi, iki defa. Baskı arttıkça kalbimi ele geçiren soğuğa karşı direnç göstermeye çalıştım. Dudaklarım dileniyordu. Bir çağrıya, sıcağa, nefese. Dileğimi duymuş olacaklardı ki ağzım kapatıldı ve titreyen bedenim ısınmaya başladı. Ani geçiş karanlık ortamı aydınlattı ve aşağı düşmeye başladım.

Çığlık atmaya çalıştım ama sesimi bulamıyordum. Tutunmaya çalıştıkça daha hızlı düşüyordum. Omurgamda hissettiğim ağrı bütün bedenimde yayıldı ve gürültü bir anda durdu. Etrafımda döndüm, kimse yoktu. Derin derin nefes almaya çalıştım ama daha da boğuluyordum. Ritmik ses geri geldi. Oksijen, ciğerlerimi doldururken dizlerim bedenimi taşıyamadı ve yığıldım. Kasılan bedenim gevşemeye başladı, o an büyük bir kuvvetle saç uçlarımdan çekildim.

Gözlerimi açtım. Kendimi boş bir odada, yatarken bulmayı bekledim ama gördüğüm manzarayla beynimden vurulmuşa döndüm. Yalandı. Gerçek olamazdı. Burası... Gözlerim yaşlarla doldu ve ellerim ağrının olduğu yere, başımın arkasına gitti. Sarsılmış tavandan üzerime düşen birkaç alçı parçası, elimdeki kana karıştı. Camlar kırılmıştı ve oradan üzerime esen rüzgar bile ortamın sıcaklığını almıyordu. Ayağı kalkmaya çalıştım ama belimden yükselen ağrı ile duvara yapışmam bir oldu. Ellerim belimi buldu. Kahverengi kabzasından tanımıştım. Bu benim bıçağımdı. Başımı iki yana salladım. Gözyaşlarım daha da arttı. Buraya geri dönmemiştim. Ama çektiğim bütün acılar, içimi delen bıçağın karın boşluğuma batması, bunları tekrardan nasıl hissediyordum? Saplı bıçağı kıvırıp çıkartırken çığlık attım. Burada değildim. Bu gerçek değildi.

İçimdeki çelik yelek, vücuduma ağırlık yapıyordu. Bıçağı yere attım ve bir elim belimde kanamayı durdurmaya çalışırken diğer elim duvara dayanmış bir şekilde yürümeye başladım. Odadan çıktım ve cehennemin içine düştüm. Attığım her adımda altımda çiğnediğim bedenlere bakmamaya çalışarak ilerledim. Gözlerimdeki yaşları silerken kan içinde olduğuna emin olduğum yüzüm daha da kana bulandı. Demirin kokusu midemi alt üst etmişti ama pes edemezdim. Buradan sağ salim çıkacaktım.

Dejavu gibiydi yaşadığım ama aslında aynı kabusa geri dönmüştüm. Tutsakken her gün yaşadığım kabusa, beni buraya hapseden kabusa. O günde takılı kalmıştı hayatım. Gerisi boşluktu ve beni kimse kurtaramamıştı.

Yine tek başıma kalmıştım. Ama buz mavisi gözler zihnime düşünce boğazımdan bir hıçkırık koptu. Artık tamamen yapayalnızdım.

Duman ciğerlerimi yakıyordu. Her yer harabeydi. Aşağı katlardan çığlıklar yükseldi. Önümdeki bedenler cayır cayır yanıyordu. Bedenlerin yüzlerine bakmak gibi bir hata yaptım. Az önce odayı terk edenlerden birkaçının boş gözleriyle göz göze geldim. Bazıları tekti, bazıları iki. Ama her birinde bir şey eksikti. Tam gözüken hiçbir şey yoktu. Maskeleri yanmıştı ve yanık et kokusu burnuma doldu.

TRİABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin