25 - ŞAFAK

37 2 84
                                        

Oy vermeyi ve yorum bırakmayı unutmayın, beni çok motive ediyorlar yeni bölüm yazarken, şimdiden teşekkürler. <3

Bölüm Şarkıları: Sebastian Plano -Prelude To A Soul

Gustavo Santaolalla- Left Behind


RÜZGAR

Odadaki varlığım, küçük bir noktadan ibaretti. Etrafımı saran insanların bana attığı nefret dolu bakışlara bakmamak için bakışlarımı yere dikmiştim. Boğazım, kuruluğuyla kendini belli edercesine ağrıdı. Bacaklarımı ele geçirmiş iğnelerin izleri mora kaçmaya başlamıştı. Zincirlerim duvarın köşesine bağlanmış şekilde öylece otururken çenemin titremesini geçirmeye çalışıyordum.

Bu an, gerçek miydi?

Metal sandalyeyi tutmaktan kırılmış ve kan dolmuş tırnaklarımla soğuk yere dokundum yavaşça. Zincirler hareketimi kısıtlarcasına ses çıkarırken yerin yumuşaklığıyla beraber derin bir nefes verdim.

Gerçekti. Boşluğa dokunmuyor, avuçlarımda hissettiğim zemin, titremiyordu.

Uçları darbelerle yırtılmış yeşil elbisemin eteklerini sıkarken başımı taştan duvara yasladım. Soğuktu, yaşamın terk ettiği her yer gibi.

Gözlerimi yerden kaldırmak istemiyordum. Onların beni suçlarcasına bakışlarını görmek istemiyordum. Kendimi koruyabileceğim bir şey yapmaya çalıştıkça alanım daha da daraltılıyordu onlar tarafından.

Mahzenin içine giren güneş ışığıyla gözlerim yaşla doldu. Kaç saattir, kaç gündür buradaydım, kestiremiyordum. Kapı her açıldığında tanıdığım birini görmek istercesine bakıyordum ama sonuç, hep hüsrandı.

Bazen Dolunay'ın saçlarımı okşadığını hissediyordum, Ateş omuzlarımdan tutup beni silkeliyordu, Poyraz ise sadece gözlerimin içine bakıyordu.

Bana dokunmayan tek kişi oydu. O zaman anlıyordum gördüğüm şeylerin gerçek olmadığını.

Seni çoktan unuttular Rüzgar. Buradan çıkamayacaksın.

Başımı iki yana sallayarak o sesi susturmaya çalıştım. Bazen Berkan, bazen Hilal konuşuyordu ama seslerindeki acı ve nefret hiç değişmiyordu. Neden diye soruyordum kendime? Benden neden bu kadar nefret ediyorlar? Ben onlara ne yaptım?

Yediğim zehrin kanımda hala dolandığını hissediyordum. Düzgün düşünmemi engellercesine zihnimin üzerine bir perde çekiyordu. Yine de dosyaları vermeyecek oluşum, aklımdan silinmiyordu.

Onlar beni unutmuş olsa da ben onları satmayacaktım.

Çünkü elimden başka bir şey gelmiyordu.

Kapı açıldığında bu sefer gözlerimi çevirmedim oraya. Gelmeyeceklerini biliyordum. Umudum tamamen tükenmişti. Beni bulamayacaklarını biliyordum. Öyle bir yere hapsedilmiştim ki, Hayalet istemedikçe beni buradan kimsenin çıkaramayacağının farkındaydım.

Benden istediklerini almadıkları sürece, buradan çıkışım yoktu.

Siyah deri botlar ayaklarımın dibinde durdu. Arkamdaki zincirleri çözerken sözleri zihnime kırbaç misali indi. "9 gün oldu ve hala konuşmamaya niyetlisin bakıyorum Rüzgar'cık." Midemdeki bulantı kendini gösterirken tepki vermemeye çalıştım. Başını bana doğru eğmiş halde dururken sadece karşıya baktım. İstediği cevabı ona vermeyecektim. Tırnaklarım avuç içlerimi keserken zincirlerimi çekiştirip omzumdan beni öne doğru itti. "Peki o zaman, sandalyeye ilerle." Yavaş adımlarla ilerlerken çıplak ayaklarımın altındaki zemin geri geri kayıyordu sanki. Oraya oturmak istemiyordum. O iğneyi, zehri yeniden yemek istemiyordum. İçimdeki korku git gide artarken yarı yolda ayaklarım durdu. Başımı iki yana sallayarak ağlarken hıçkırmak için bile sesim çıkmıyordu boğazımdan.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 26 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

TRİABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin