24 - KAYIP

24 3 58
                                        

Oy vermeyi ve yorum bırakmayı unutmayın, beni çok motive ediyorlar, şimdiden teşekkürler. <3

Bölüm Şarkısı: HOYOMİX – When Darkness Spreads

ATEŞ

Yine onu görüyordum. Yine o yüzümüzün güldüğü anıların içerisinde kayboluyordum.

Gözlerindeki bitkinliği vücuduna ve özellikle de yüzüne yansıtmamak için elinden geleni yapıyordu. Dudaklarından eksik etmediği tebessüm, bir yanılsamadan ibaretti. Gün geçtikçe çöküyordu ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Rüzgar'la ettikleri en son kavgadan sonra ablamın gözlerinde en çok görmekten korktuğum şeyi görmüştüm. İnatçılık. Hayatta kalma çabasının yanında inat ettiği şey onu hayatta tutacak şeyin yanından bile geçmiyordu. Yine de bize verdiği sözleri tutmaya o kadar inat etmişti ki kendini bu konuda harcamak onun için hiçbir şeydi.

O zamanlar bunu çözmek için o kadar çaba sarf etmemiştim. Onu ölüme sürükleyecek o hamleyi yapmıştım.

Artem'i arayıp onun tedavi görebileceği bir bakımevi ayarlamasını istemiştim.

Ablamın ölüm fermanını kendi ellerimle imzalamıştım.

Rüzgar benim göremediğimi görmüştü ama ben ablamı üzmemeyi seçmiştim o zaman. Hayatım boyunca pişman olacağım o kararı vermiştim. Üzülecek olmasına rağmen onu Tria'dan gönderebilirdim ama yapmamıştım.

Onu güvende tutacak yöntemin bu olduğuna inanmıştım.

Ne kadar da aptalmışım.

Ablam ofisimin içinde deri koltuğa çökmüş, dışarı bakarken ben kapının önünde onun eşyalarının toplanışını kontrol ediyordum. Bugün bakımevine gidiyordu.

Ölümüne gidiyordu.

Köşede durmuş, o zamanki kendime bakarken göğsümdeki ağrı daha da alevlendi. "Rüzgar bilmiyor değil mi?" diye fısıldadı bakışlarını bana çevirip. "Çipi tamamen kapatmanın yolunu bildiğini bilmiyor, değil mi?" Bakışlarımda ne gördüyse cevabını almış bir şekilde önüne döndü. "Neden ona söylemedin?" Cevap vermeden ofisin camından dışarı baktım. Bahar mevsimi Tria'ya da geldiğini belli edercesine ağaçların çiçeklenmesine vesile olmuştu. Esen rüzgar ağacın dallarının ofis penceresine doğru çarpmasına sebep oldu. "Nasıl söyleyebilirdim ki?" Ablamın gözlerindeki çaresizlik daha da belirginleşti. "Bilseydi her şey daha da zor olurdu." Başımla onu onayladım. "Artem senin için en iyi doktorları ayarladı çoktan. Bakımevindeki odan da hazır. Her gün gelip senin durumunu kontrol edeceğim. O da gidişattan haberdar olacak."

Ablam lafımın üzerine daha fazla şey söylemedi ve başını deri koltuğun başlığına yasladı. Kahverengi gözleri yorgunluktan iyice çökmüştü ve geceleri uykusuz kaldığını belli edercesine gözaltları morarmıştı. Onu böyle görmek bana ve Rüzgar'a acı veriyordu. Rüzgar, çipin kapatılma yollarını araştırmaya devam etse de Artem bu konuda kimseye açık vermemek için beni tembihlemişti. Üst gruplardan olduğumuz için çipin kapatılabileceği sadece biz biliyorduk. Gece'nin bile bu durumdan haberi olduğunu düşünmüyordum. Ablam da biliyordu çünkü Artem'in üzerinde çok büyük emeği vardı ve buraya gelişimizde ondan desteğini hiç esirgememişti. Artem ona güveniyordu ve bu yüzden de güvenli bir yerde kalabilmesi için hemen ona bir yer hazırlatmıştı.

Kapı tıklatılınca ikimizin de bakışları oraya döndü. "Gelebilirsin." dediğimde içeri giren kişi, rüyanın içinde hapsolmuş bana soğuk su çarpılmış hissiyatı verdi. Elindeki dosyaları Hilal'e sallarken "Bunları unutmuşsun." diye onun yanına yavaşça yaklaşan Berkan'ın gözleri benimkilerle buluştu. "Giriş belgelerini yanında bulundurması gerekiyor. Çıkartıp getirdim." Masanın üzerine koyarken gerginliği her halinden belli oluyordu. Hilal'in gözleri Berkan'ı görünce daha da yumuşadı. "Sanki beni uzaklara gönderiyormuşsunuz gibi davranmayı keser misiniz?" Berkan bu dediğine daha da bozulmuş gibi ona döndü. "Artık istediğim anda dertleşecek bir ablam daha yok, ona üzülüyorum."

TRİABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin