23 - MARTIN GÖLGESİ

70 5 79
                                        

Yorum yapmayı ve oy vermeyi eksik etmeyin,  benim en büyük motivasyon kaynağım sizsiniz! 🥰

Bölüm Şarkısı: Evanescence – Afterlife

 
RÜZGAR

Karanlığa sarılmak hiç bu kadar huzurlu hissettirmemişti.

Parmak uçlarımdaki uyuşmayı oynatarak geçirmeye çalışırken bedenim bunu inkar edercesine kaskatı durmaya devam ediyordu. Boğazımdaki kuruluğu geçirmek için yutkunurken boynumdan yükselen ağrıyla bedenim ürperdi. Sesimi çıkarmaya çalışıyordum ama onun varlığına ulaşamıyordum.
Aldığım nefes bile bana yabancıydı.

Göz kapaklarımın üzerindeki ağırlık dayanılmaz derecedeydi, açılmak istemiyorlardı. Bedenimin kontrolünde değildim, zihnim hapishanede, ruhum ise parmaklıkların arkasından bana bakıyordu dik dik. Acizce olan tavrımı, küçümsercesine izliyordu uzaktan.

En son neler olduğunu hatırlamaya çalışırken anahtarların birbirine çarpma sesi, kulaklarımı doldurdu. Sürüklenerek açılan kapının ardından gelen adımları saydım. Bilincim açıktı ama bedenim uyumaya devam ediyordu.
“Nerede olduğunu biliyor mudur sence? Boşu boşuna almış olmayalım kızı.” Tok bir sesle bedenimi oynatmaya çalıştım ama yine başaramadım. “Kız diyerek geçiştirme, müzayededeki fail bu, ona sakın acıma.” Kadının sesindeki nefret, zihnimi alarma geçirmişti. Hareket etmek için daha çok çaba sarf ediyordum, buradan çıkmalıydım. Nasıl olacaktı, bilmiyordum ama beni buldularsa Dolunay’ı bulmaları yakındı.

Onu bulmamalılardı. Daha onunla ben konuşamamıştım, onların eline geçmemeliydi.

“Uyandır onu.”

Bu emirle kontrol edemediğim bedenim aniden kaldırıldı ve kolum sertçe çekiştirildi. Uygulanan güçle dişlerimi sıkmaya çalıştım ama onu bile yapamadım. Kolumda hissettiğim ferahlamayla bedenimin buzları çözündü ve bütün hücrelerim aynı anda uyandılar. Tuttuğum nefesi verirken gözlerimi yavaşça açtım ve nerede olduğumu anlamlandırmaya çalıştım. Ne kadar süredir uyuyordum, bilmiyordum ama asırlık bir uykudan uyandırılmış gibiydim sanki.

Demir parmaklıklı bir odadaydım, oda demek yanlış olurdu, mahzene benziyordu. Ellerimi oynatmaya çalıştığımda başarısız oldum ve ne halde olduğumu gördüm. Bileklerimden sandalyeye metal kelepçelerle bağlanmıştım, kollarımı oynattıkça metal tenimi daha da çok sıkıyordu. Tıslayarak dişlerimi sıktım ve odağımı karşımdakilere çevirdim. Yüzünde boylu boyunca yara izi olan bir adam ve onun yanında saçlarını at kuyruğu yapmış sarışın bir kadın vardı. İkisinin de gözlerinin içinde duygudan eser yoktu. Boş ifadelerle bana bakarken ne yapacağımı düşünmeye çalıştım.

Kelepçeler benim tek başıma açabileceğim şekilde değildi, bu da kaçışımı neredeyse imkansız kılıyordu. Yüreğimdeki  korku bedenimi daha da sarmalarken sırayla onlara baktım. “Uyuyan güzel uyandı sonunda.” Adamın sesindeki alay midemi ekşitirken kadın gözlerini devirdi ve odanın bir köşesinde duran masaya ilerledi. Adamın yüzündeki yara izi onu korkutucu yaparken kadının sakin oluşu beni daha çok germişti. Boğazımı temizledim. Çığlık atmam ya da yardım dilemem bu durumda bana hiçbir fayda sağlamayacaktı. Bunu biliyordum, onlar da bunun farkındaydı. Panik olmam demek onların eline koz vermem demekti. Bu yüzden soğukkanlı olmam gerekiyordu.

Hafızam ise bu düşünceme alayla gülerek kendini belli etmişti. Poyraz’ın açık gözleri ve cansız duran bedeni suratıma tokat gibi çarptı o an. Böylece sakin olma planım saniyesinde suya düştü.

Metal sandalyede çırpınırken bedenimi saran kelepçelerle acı dolu bir çığlık attım. “Poyraz’a ne yaptınız! O da burada mı!” Adam bana bakıp gülümserken masadaki kadın homurdandı. “Uyandığın anda kendin için endişelenmen gerekirken sevgilini sormak mı?” Ofladı ve adama doğru bir şey fırlattı. Adam onu tek eliyle tutarken kadın masaya yaslandı ve kollarını göğsünde birleştirdi. “Aşk oldum olası midemi bulandırmıştır.” Tırnaklarımı sandalyeye geçirirken daha çok debelendim. Ölmediğini biliyordum ama o andan sonra ne olduğunu bilmiyordum.

TRİABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin