6- YALAN SARMALI

503 42 147
                                        


Oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin, şimdiden teşekkürler! ❤


KAZADAN 1 AY SONRA

1 ay. Dile kolaydı yaşadıklarımız. İnsan gün geçtikçe acıya alışıyormuş. Bunu öğrenmiştim geçen her günde. Onları kaybetmeden önceki alışkanlıklarım hala devam etsem de bunu yitirecek olmam, beni korkutuyordu.

Ama başlamıştım yitirmeye ve belki de kaybetmekten daha büyük bir acıydı bu. Sesini duysam tanır mıydım şu an? Kokusu hala burnumdaydı. Gözlerinin gülerken kısılışı, giydiği gece mavisi elbisesiyle öne çıkan masmavi gözleri her gün zihnimdeydi. Bunları hatırlıyordum. Ama ya bir gün bunları da unutursam? Bu korku benim canımı daha çok yakıyordu.

Hiç yaşamamış gibi onun da hafızamdan tamamen silinmesi, tek bir toz zerresi bile bırakmaması onun varlığının bu dünyadan tamamen silikleşmesi en büyük korkumdu. Ölümden bile beterdi.

Mezarlıktaki sessizliği bizim kürek seslerimiz bölüyordu. Sabahın köründe gelmiş olsak da güneşin sıcaklığı tenimizde kavruluyordu. Mavi, pembe ve beyaz ortancalar mezarların kenarında ekilmeyi beklercesine bize göz kırparken onlara yer açmaya çalışıyorduk. Annemin mezarı için pembe, babamın mezarı için beyaz, Güneş'in mezarı için de maviyi seçmiştik.

Kaza gününde giydikleri kıyafetlerin renkleri, mezarları için seçilmiş olması tamamen bir tesadüftü.

Beyaz ortancalar babamın üzerinde parlarken gözlerimin dolmasına engel olamadım. Bu şekilde bir ayrılığın bizi beklediğini nereden bilebilirdik ki? Vedanın iyisi, güzeli olmazdı aslında. Her zaman içinizde bir burukluk bırakırdı ve siz onu ne kadar göz ardı etmeye çalışsanız da kökünü ruhunuza yavaş yavaş sarardı.

Babam küçüklüğümde zor zamanlarımda yanımda olan birisiydi. Düşündükçe fark ettiğim detaylar daha da canımı yakıyordu. Annemden beni korumaya çalışmıştı çoğu zaman. Annem benim üzerime gelirken hep aramızda durmuştu. Bunun böyle devam edeceğine o kadar inanmıştım ki hiçbir şey onun aradan çekilmesine neden olmaz diye düşünmüştüm.

Ta ki annemler Güneş'i evlat edinene kadar.

Annemin beni doğurma süreci o kadar zormuş ki bu sonradan doğacak olan çocuklarını da etkilemişti. Ben doğduktan sonra 9 yıl geçince Güneş'i evlat edinmelerinin nedenini yaşım erene kadar anlamamıştım.

Anladığımda bende ve ailede yarattığı etki daha da netleşmişti.

Bir keresinde annemi baygın bir şekilde bulmuştum odasında. İlk uyuyor sansam da onu uyandırmaya çalışana kadar bir şeyleri fark etmemiştim. Bedeni soğuktu. Onu o kadar sarsmama rağmen tepki vermiyordu. Yorganı üzerinden çekerken yatağının kanlar içinde olduğunu gördüğümde attığım çığlık yine kulaklarımda yankılandı. O küçücük halimle nasıl ambulansı aradım bilmiyordum. Babama ulaştığımda hiçbir şey demeyip direkt eve gelmişti. Annemi ambulansla götürürken yüzündeki endişe bir şeyler bildiğini gösteriyordu ama ben anlamamıştım.

Hastaneye gittiğimizde babamın yüzündeki ifadeyi asla unutamıyordum. Kaskatı gerilmişti. Bir yandan beni sıvazlıyor, bir yandan gözyaşlarına engel olmaya çalışıyordu. Güçlü durmaya ihtiyacı olduğu biliyordu ama o an ağlasa asla garipsemezdim ve bunu bilmiyordu işte. İçim dışıma çıkana kadar ağlamıştım. Annemin öldüğünü düşünmüştüm. Her şey iyiye giderken bir anda böyle olması beni çok korkutmuştu.

Hastanede saatlerce bekledik. Doktor babamın yanına gelene kadar yerdeki karoları kaçıncaya döndüğümü düşünüyordum. Annemin iyi olduğunu söyleyince mutlu olmuştum ama sonradan söylediği şey gülümsememi silmişti. "Maalesef bebeği kaybettik." İlk babam tarafından da dışarda bırakılışımı o an yaşamıştım.

TRİABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin