"Juwoon bebeğim, neden ağlıyorsun?"
"Canın acıyor çünkü..."
"Hayır, acımıyor."
"Biliyorum ben, hyungumun canı acıyor."
Yanağına doğru akan yaşları ellerimle yavaşça sildim. İç çekerek konuştuğu için sürekli cümleleri yarım kalıyordu.
"Juwoon abicim canım acımıyor ki. Hem de hiç acımıyor. Kaç kere söyleyeceğim..."
"Yalan söylüyorsun abi. Hareket edince 'ah' diyorsun hep duyuyorum ben."
Küçücük bedeniyle her şeyin farkındaydı. Boğazım düğüm düğüm olurken. Minik bedenini kollarımın arasına aldım ve saçlarına ardı ardına öptüm.
"Tamam acıyor ama birazcık acıyor. Bunun için ağlamana gerek yok ki bebeğim."
Ağlaması ise hiç durmuyor, sürekli iç çekiyordu.
O günün üzerinden tam iki gün geçmişti. Eve geldiğimde Juwoon hala uyuyordu. Bunu fırsat bilerek hızlıca temizlenmiştim. Hiç değilse yüzümdeki kanları görüp korkmasını istemiyordum fakat temizlenmeme rağmen yüzümdeki yaralar pek iç açıcı durmuyordu.
Uyanır uyanmaz beni gördüğünde ise hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Ne kadar düştüğümü söylesem de canımın acımadığına inandırmaya çalışsam da başarılı olamamıştım.
Ona bu travmayı yaşattığım için kendimden nefret ediyordum.
İki gündür de yanı başımdan ayrılmıyor, evin içinde nereye gidersen gideyim ya elimi tutuyor ya da eşofmanımın kumaşına sıkı sıkı tutunuyordu. Bazen dakikalarca yüzüme bakıyor hiç konuşmuyordu. Bazen de yüzüme bakar bakmaz dakikalar içinde dudaklarını büzerek ağlamaya başlıyordu.
Kendimden gerçekten nefret ediyordum...
Ağlarken bir yandan minik elleriyle yüzümü seviyor öpücükler bırakıyordu. Onunla birlikte kaç kere ağladım bilmiyordum. Canım yandığı için değil ona bu acıyı yaşattığım için ağlıyordum.
Juwoon ise canım yandığı için ağladığımı sanıyordu...
O günden sonra Taehyung'a ve bizimkilere bir haftalığına Juwoon ile birlikte Busan'a gideceğimi söylemiştim. Taehyung bizimle birlikte gelmeyi çok istese de işi olduğunu söyleyerek bir şekilde ikna etmeyi başarmıştım.
Ama Namjoon, Jin ve Hoseok için aynı şeyi söylemem pek mümkün değildi. İlk başta oraya neden bir anda gittiğime anlam verememişlerdi. Ben de bizi görmek bile istemeyen büyükannemizin artık bizimle görüşmek istediğini ve bir haftalığına yanına çağırdığını söylemiştim.
Zor da olsa ikna olmuşlardı. Bu yüzden de karşılaşma korkusuyla evden dışarı çıkmıyorduk, eksikleri dediği gibi Jackson'un adamları getiriyordu. Akşam olduğunda ise evde olduğumuzu belli etmemek için ışıkları kapalı tutuyordum. Juwoon zaten uyuyor, ben de karanlıkta oturup düşüncelere dalıyorum.
Çaresizdim fazla çaresiz...
Her ne kadar başta kabul etmek istemesemde Taehyung'a aşık olmuştum. Kendi ettiğim lafları tek tek yemiştim.
Şimdi de elimden hiçbir şey gelmiyordu. Çıkmaz sokaktaydım adeta gidecek hiçbir yerim yoktu ama Jackson'un da dediği gibi bu iş bir tercih değildi, yapmak zorundaydım. Bunu en başından bile bile nasıl kapılmıştım Taehyung'un büyüsüne, nasıl tutulmuştum ona bilmiyorum...
Ona ihanet etme fikri dayanılmaz bir hal alıyordu artık benim için.
Nasıl üzülürdü, nasıl ihanete uğramış hissederdi kim bilir? Bir de yetmiyor gibi daha da bağlanmıştık birbirimize eğer hiç yakınlaşmasaydık hiç sevgili olmasaydık. Her şey daha mı kolay olurdu? Daha mı az acı çekerdik?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fraud |taekook
FanfictionJeon Jungkook çetesinin en büyük vurgununu yapmak için seçilmişti... Text-Düzyazı Switch 30.06.22
