•
"Artık ne mutlu ne de mutsuzdum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde 'insan' dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor."
Bedenimde sinsi bir esinti yaratan bu cümleyle, derin bir iç geçirip elimdeki kitabı kapattığım gibi düşüncelere daldım.
Gerçekten, her şey gelip geçiyor muydu yoksa çaresizliğin vermiş olduğu alışkanlık mı bu duruma neden oluyordu?
Benim yaşadıklarım geçmemişti. Olanlar zihnimin anılar bölümünde hâlâ nefes alıp veriyor, belirli zamanlarda ortaya çıkıp canımı yakıyordu ama elimden bir şey gelmediği için onlarla yaşamaya mahkumdum kalmıştım.
Derin bir nefes aldım.
Evet, çoğu şey gelip geçmişti hayatımda. Acı veren olaylar, kişiler ve travmalar... Fakat, gelip geçmeyen çok önemli bir şey vardı. O da, güzel bir adamın kalbimde bıraktığı sancı...
Bir buçuk sene olmuştu, ondan haber almayalı.
Neredeydi, ne yapıyordu, nasıldı hatta yaşıyor muydu? Bilmiyorum. Onun bana ulaşacağı günü özlemle beklemekten başka elimden hiçbir şey gelmiyordu, tabii bu süre zarfında onu anlamaya çalışıp mantıklı sebepler aramaktan da beynim durmuştu.
Gitmesini mantıklı kılacak hiçbir sebep yoktu gözümde. Bana bencillik gibi geliyordu bu yaptığı çünkü. Anlamıyor, anlamak için çabalasam bile zihnim kıt kalıyordu. Gerçekten gitmek, geri de bırakmak bu kadar kolay mıydı? Hiç mi sevmemiş, hiç mi düşünmemiş hatta ne kadar merak edeceğim hiç mi umurunda olmamıştı?..
Onu bu kadar bencil, kendimi de bir bencil için bu kadar zavallı görmemiştim daha önce. Düşünmeden, merak etmeden hatta o aptal numarasına yazmadan durduğum tek bir gün bile yoktu. Bu durum, beni parçalara ayırıyordu artık. Parçalanıyor ve parçalanıyordum...
"Abla, bahçeye çıkabilir miyim!"
Gelen ses beni düşüncelerimden ayırırken, o yöne doğru bakmış ve gülümseyerek ayaklanmıştım.
"Hadi beraber çıkalım, hava çok güzel..."
Gonca, başını sallamış ve kıkırdayarak koşup önden gitmişti.
Arkasından gülümseyerek bakıp, babamın da ihtiyacının olduğunu düşünerek odasına doğru ilerlemiştim. Her ne kadar onu görmek istemesem bile, o kadar merhametsiz davranamaz ve onu tamamen yalnız bırakamazdım.
Odasına girip baktım. Usulca uyuyordu ve oldukça huzurlu görünüyordu. Bu nedenle uyandırmak istemedim, yeniden odasından çıktım.
Dış kapıya doğru ilerlerken babamın yeni bakıcısı ve yardımcım Amanda Hanım, mutfakta mis kokulu yemekler yapmaya başlamıştı bile. Oldukça hamaratlı bir İngiliz kadınıydı, Amerika'ya göç etmiş ve maddi durumu sebebiyle yıllarca çalışarak işinde deneyim kazanmıştı. Hem ev işlerinde yardımcı oluyor, hem yemek yapıyor hem de babama bakıcılık yapıyordu. O, güvendiğim ve sevdiğim kişilerin arasında çoktan yerini almıştı bile.
Kırklı yaşlarda, minyon ve oldukça çevik bir kadındı. Sarı saçları ve yeşile çalan güzel gözleri, baktıkça huzura erdiriyordu. Tavsiye ve önerileri oldukça mantıklı, sohbet etme konusunda başarılıydı onun yanında asla sıkılmıyor moralim bozuk olsa bile bana iyi gelmeyi başarıyordu.
Gülümseyip, garip bir huzur eşliğinde bahçeye çıktım. Hava çok güzeldi, uzaktan gelen dalga sesleri, ağaç yapraklarının hışırtısı, mis gibi çiçek kokuları ve evin kapısına astığım minik çan sesi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KATAKULLİ / +18
Romance༄ Açık cinsellik ön plandadır, rahatsız olacaklar lütfen okumasın. • Kapak tasarımı : @japoncivciv
