"günler nasıl bu kadar hızlı geçti anlamadım. yazın da geleceksin değil mi taehyun?"
annemin dolu gözleri eşliğinde sorduğu soru ile taehyun şaşkınca bana baktı. sanki benden izin istiyormuş gibi bakıyordu. hafif gülümsediğimde anneme dönmüş ve bir aksilik çıkmazsa geleceğini söylemişti.
annemin mutlu olduğunu görmek beni de mutlu etmişti. biz böyle ayak üstü konuşurkem uçağımızın kalkacağına dair anonsu duymuştuk. hemen bizimkilerle vedalaşıp piste doğru ilerlemeye başladık.
annem ve babamı bıraktığım için içimde bir burukluk olsa da birkaç hafta sonra tekrar göreceğim düşüncesi beni rahatlatıyordu.
"yazın gelecek misin gerçekten yoksa annemi üzmemek için mi öyle söyledin?"
"yazın şirkette çalışmam gerekiyor. çalışmazsam babam hisselerimi satacağını söyleyip duruyor. blöf yaptığını bilsem de çalışmak ve ondan daha başarılı olduğumu göstermek bana zevk veriyor."
anladım, der gibi kafamı salladım ve koltuğuma gömüldüm. yılın her günü yanımda olsun istemek bencillik olabilirdi, evet, ama ne yapabilirdim? sevgilimi sürekli yanımda istemek benim suçum değil.
"üzülme sevgilim. biraz da ailenle ve arkadaşlarınla vakit geçir. sürekli benimle olmak zorunda değilsin. hem merak etme, fırsat buldukça yanına geleceğim."
"üzülmedim ki. sadece en güzel yıllarını bu kadar yoğun ve yorucu geçirmen üzüyor beni. biraz kafanı dağıtıp nefes alman gerekiyor."
"seninleyken nefes alıyorum zaten, güzelim. gelecekte ikimiz de rahat edebilelim diye biraz dişimizi sıkmamız gerekiyor sadece."
yanağıma dondurduğu öpücükle gülümsedim. uçak kalkmak üzere olduğu için kemerlerimizi taktık ve hostesin uyarılarını dinlemeye başladık. hostes işini bitirdikten sonra uçak kalktı ve gözlerimi kapattım. gece anlamadığım bir şekilde uyuyamamıştım. biraz kestirmek iyi gelebilirdi.
"sevgilim, uyan."
yumuşacık sesle gözlerimi açtım. hava kararmıştı ve taehyun çoktan ayaklanmıştı. gülümseyen gözlerle beni izlerken ayaklandım ve uçaktan indik.
valizlerimizi aldıktan sonra direkt havaalanından çıktık ve hemen karşımızda duran arabaya doğru ilerledik. taehyun valizleri bagaja koyarken çoktan yolcu koltuğunda yerimi almıştım. kemerimi takıp zorlukla açık tuttuğum gözlerimi kapattım.
gözlerimi rahatsızca açmaya çalıştığımda hissettiğim yumuşaklıkla sağımı solumu elimle kontrol ettim. zorlukla gözlerimi açtığımda yatakta yattığımı fark ettim. en son arabada olduğumu hatırlıyordum.
sanırım taehyun beni buraya kadar taşımıştı. yatakta oturur pozisyona geldiğimde komodinin üzerinde duran telefonumu elime aldım. saatin gece yarısını geçtiğini gördüm ve taehyun yoktu. hemen yataktan kalkıp odadan çıktım.
aşağıdan gelen seslerle oraya doğru yöneldim. salonun ışıkları açıktı ve taehyun telefonla konuşuyordu. geldiğimi görmemiş olacak ki bana dönmedi.
"anne... tamam geleceğim ama sırf seni kırmamak için. son bir şans vereceğim o şerefsize, bir dahası olmayacak. sen de bu konuda üzerime gelme bir daha. tamam anne, ben de seni seviyorum."
telefonu sıkıntılı bir nefes vererek kapattı. arkasını döndüğü gibi beni görünce önce şaşırdı, sonra gülümseyip yanıma yaklaştı ve belimden tutup beni kendine çekti. saçlarıma küçük bir öpücük kondurdu.
"daha uyusaydın sevgilim."
"seni yanımda göremeyince endişelendim. ne oldu, bir sorun mu var?"
gülümsemesi anında solmuş, benden ayrılmıştı. büyük cam sehpanın üzerinde duran paketinden bir dal alıp yaktı ve bahçe kapısına doğru ilerledi. kapıyı açıp sırtını cam kapıya yasladı ve yorgun bir şekilde bana baktı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
cigarette on your lips {taegyu?}
Fanfiction"pişmanım, beomgyu. lütfen yaptığım hatayı telafi etmem için bir şans ver. seni geri istiyorum." "eski beomgyu olsaydı sana istediğin kadar şans verirdi ama eski beomgyu öldü. onu sen öldürdün, taehyun."