13. Bölüm
Melisa'nın bakış açısından
***
Sabahın köründe, tam da uykumun en güzel ve tatlı olduğu saatlerdeydim. Başımda "Görev de görev!" diye sayıklayan Evren tarafından uyandırılmıştım.
Bu durum yüzünden takdir edersiniz ki biraz sinirliydim. Göreve çıkacaksak bile bunun için güneşin doğmasını bekleyebilirdik. Gökyüzünde güneş gibi bir lütuf varken ne diye gece karanlığında çıkıyorduk ki? Üç yıl boyunca güneşe hasret kaldığım için bu konuda hassasiyetim vardı. Asabi bir şekilde kollarımı birbirine doladım. Ayakta dikilmiş konuşulanları anlamadan sadece sesleri dinledim.
"Kuzey taraflarında bir grup büyü yaparken kontrolü kaybetmiş. İşler kontrolden çıkmış," dedi abim.
Hemen yanında ise Kuzey bölgesinin haritasını çıkartıp kendi halinde karalamalar yapan ve bunu bizimle paylaşma zahmetine girmeyen Doruk abi vardı. Doruk abinin burada olması mantıklıyken abimin burada ne işi olduğunu düşünsem bile mantıklı bir sebebe bağlayamıyordum. İzin verseler işini gücünü bırakıp sabahtan akşama kadar başımızda bekçi gibi dikilmeyi kabul ederdi.
Evren, "Nasıl bir büyüden bahsediyoruz?" diye sordu.
Doruk abi, nihayetinde başını çalışmalarından kaldırmayı akıl etti. "Salgın hastalıklardan korunmak için büyü üretmişler."
Beste, saniyeler içinde kendi çıkarımını yaparak fikrini ortaya koydu. "Tahmin edeyim. Kendileri salgın hastalık oldu."
"Onun gibi bir şey oldu. Etrafta akıllarını kullanamayan bir grup insan dolaşıyor."
Bu tabir zihnimde bir şeylerin canlanmasına sebep oldu. Heyecanla "Zombiler!" dedim.
Odadaki herkesin yargılayıcı bakışlarının hedefi haline geldiğimde yutkunarak olduğum yerde kalakaldım. Ne yani zombi değiller miydi?
Abim, uzlaşmacı bir şekilde "Zombi değiller," dedi. Öylesine sakin ve ikna edici söylemişti ki karşı çıkacak yüreği kendimde bulamamıştım. Mecburen kabullenerek köşeme çekilmek zorunda kaldım.
"Tam adresi sizinle paylaşacağım. Toparlayın oraları. Kimseyi de öldürmeyin. Büyü kalıcı bir büyü değil." Doruk abi, ciddi ve hayati bir konu hakkında tartışmalarına devam ederken ben de çoktan farklı bir aleme geçiş yapmıştım.
Kıyametin tam ortasından barışın hüküm sürdüğü cennet gibi bir dünyaya gelmiştim. Kıyametin ortasında bile zombiler yoktu. Orada bile zombiler yoksa bu zombiler neredeydi? Suratımı ısıran yamuk suratlı yaratıklar bile varken nasıl hiç zombi olmazdı? Bu çok mantıksızdı.
"Seni bırakıp gideceğiz Melisa!"
Evren'in kapıda durarak bana yönelttiği tehdit cümlesi sayesinde gerçek dünyaya döndüm. Bana seslenen Evren dahil herkes odadan ayrılıyordu.
"Geldim!"
***
Yarım saatlik araba yolculuğunun ardından bize gönderilen konumdaydık. Daha öncesinde de geldiğim bir yer olduğu için alışma süreci olmaksızın kendimi sokaklara atarak etrafı inceledim. Birkaç metre ötemde ışıkları kapalı bir eğlence mekânı vardı. Saat sabahın altısı olmasaydı bunu oldukça şüpheli bulurdum çünkü buralarda eğlence mekanları geç saatlere kadar açık olurdu.
Kimseyi bekleme ihtiyacı duymadan şehrin içine yürüdüm. Abim ve Doruk abi olan biteni öyle abartarak anlatmıştı ki kendimi alevler içinde yanan, savaş halinde bir kasabaya hazırlamıştım. Burası düz bir şekilde sadece normaldi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Atlanta'nın Kalbi | Tamamlandı
FantasiMelisa Karahan, hayatını hatalar üzerine kurmuş olan hikayenin kötü karakteriydi. Kaderine boyun eğmiş ve karanlık tarafa teslim olmuştu. Böyle bir yaşam sürmesinin bazı bedelleri vardı. Dost bildiği insan tarafından sırtından bıçaklanarak öldürüldü...