Gerçekten, tam bir hayal kırıklığıydım. Herkes, beni bir hayal kırıklığı olarak görürken ben, kendimi onlara ispat etme çabasına giremezdim.
Şimdi anlıyorum, onlar haklılarmış. Benim gibi birisini kim severdi ki?
Ben konuyu anlatmaya tekrardan başlamıştım ki zilin sesi, beni susturmaya yetti. Sağımda kalan, Tuba Hoca 'nın yanına vardığımda: "Hocam, yüz alabildim mi?" Dedim umutsuz bir sesle.
"Yüz," Dediğinde gözlerim fal taşı misali açıldı. "Nasıl yüz?" Dediğimde hocada şaşırdı, daha sonra "Yüz aldın." Dedi ve kapıya doğru ilerledi.
Aklına bir şey gelmiş olacak ki yüzünü bana çevirdi ve bir süre bana bakmaya başladı.
"Annen, gelemeyecekmiş." Dedi üzgün bir ses tonu ile.
Biliyordum o, benim için asla gelmezdi. Ne gelirdi ne de yerine başkasını gönderirdi.
Kafamı aşağı yukarı salladığımda Berk, yanıma gelip kaşlarını çattı.
"Ne demek, annesi gelemiyormuş?"
"Annesine yazdım fakat gelemeyeceğini söyledi." Dediğinde Tuba Hoca 'nın da en az benim kadar üzüldüğünü anladım.
"Neden başka birisini göndermiyor?" Diye soran Berk 'ti.
"Onu sormadım." Dediğinde Berk yüksek bir sesle "Sorsaydın, o zaman!" Dedi.
"Berk lütfen, sakin ol." Dediğimde kolundan tuttum.
Bakışları, kolunu tuttuğum elime kaydı ve bütün siniri bir anda yok oldu.
"Benimle geliyorsun, Lavanta." Dedi ve elimden tutarak beni koridora çıkardı.
"Lavantam 'a ne oldu?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Lavantam," Dedi ve sinsice güldü.
"Nereye gidiyoruz peki?" Diye sormayı da ihmal etmedim.
"AVM'ye gidiyoruz." Deyince gözlerim yeniden fal taşı gibi açıldı.
"Okuldan mı kaçacağız?" Diye sorduğumda başını aşağı yukarı salladı.
Merdivenlerden hızlı hızlı inmeye başladık. Bahçeye vardığımızda güvenliğin oraya gidip "Abla, top kaçtıda alabilir miyiz?" Dedi gayet ciddi ve aynı zamanda endişeli gözükerek. Bu çocuk, cidden işini biliyordu.
Otuzlu yaşlarının ortasında olan sarı saçlı kadın gülümseyerek başını tamam anlamında salladıktan sonra okuldan çıktık.
"Yakınlarda, bir yerde AVM var diye biliyorum." Dedi düşünen bir sesle.
"Bende, hatırlıyorum." Dediğimde başını aşağı yukarı salladı.
"Sanırım yukarıdaydı değil mi?" Diye sorunca bilmiyorum şeklinde kafamı salladım.
"Beni takip et, Lavantam." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Elimi tuttuğun için, seni takip etmekten başka seçenek bırakmıyorsun." Diye mırıldandım.
Kahkaha patlattı. "Evet, çok haklısın kusura bakma." Dedi ve elini çekti. "Hayır, elini çekme!" Dedim ve ayırdığı ellerimizi geri birleştirdim.
Yukarı doğru yürümeye başlarken aklıma bir soru takıldı fakat sorsam mı sormasam mı kararsız kaldım. Alacağım cevaptan korkuyorumdur belki, olamaz mı? Neyse, içimde kalacağına sorayım.
"Saçlarım, hakkında neden hiçbir şey sormadın?" Diye sorduğumda bakışlarını bana çevirip tek kaşını hava kaldırdı. "Ne sormamı bekliyordun ki?" Dediğinde bende aynı onun gibi tek kaşımı havaya kaldırdım. "Mesela saçların, niye orantısız bir şekilde kısaldı diyebilirsin?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lavanta
Roman pour AdolescentsOkulun zorba kızlarından biri olarak tanınan ve aynı zamanda da kendi grubun lideri olan Nisa'yı arkadaşları zaman içerisinde satarlar. Arkadaşları, her ne kadar Nisa 'yı sevmeselerde Ece ve Nisa arasındaki savaşta Nisa'yı desteklerler. Nisa, gün g...