Nefret mi etmeliydi bilmiyordu.
Uzun, yarı kurumuş otların arasındalardı. Rüzgar bedenlerine vuruyordu fakat üşümüyorlardı, sadece tatlı tatlı iki bedeni okşayan bir esintiydi. Kapalı havaya rağmen huzurlu hissediyordu ve kollarının arasındaki beden burayı hiç terk etmek istememesine yol açıyordu.
Sırtını küçük bir tepeciğe yaslamıştı, yüzleri vadiden yana dönüktü. Boş, tek bir mülkün ve ara sıra uçan kargaların dışında herhangi bir canlının olmadığı ıssız bir doğaydı. Vadinin sonunda başlayan uzun ve sık ağaçlarla serili orman ise onlara adeta keşfedilmek için fısıldıyordu fakat Chanyeol, kollarının arasına aldığı Baekhyun'u bırakmak istemiyordu.
Onu bıraktığında gideceğinden korkuyordu.
Kafasını karıştıran nefreti, kalbini ağrıtan özlemiyle birleşmişti. Yorgundu, fazla düşünüyor ve adeta kendini hırpalıyordu. Bütün bunlara değmediğinin farkındaydı, biliyordu, Baekhyun gibi bir hain için bu kadar mahvolmanın aptallıktan başka bir şey olmadığını kabul etmişti; fakat elinde değildi, kendini suçlayabilir miydi? Eğer bir şeyler yapabilseydi kalbini söküp atardı.
Şimdi sadece susuyor ve anın tadını çıkarıyordu, elinden başka bir şey gelmeyeceğini çoktan kabullenmişti.
"Üşümüyor musun?"
"Üşümüyorum."
"Pencereyi kapatmayı unuttun."
"Unutmadım, belki sen gelirsin diye açık bırakmıştım. Ne aptalım ama, değil mi?"
Baekhyun yavaşça kıkırdadı ve arkasına dönüp Chanyeol'a baktı, düşünceli hali değişmişti ve eğleniyor gibi görünüyordu, mutluydu; uzanıp Chanyeol'un yanağına bir öpücük bıraktığında kocaman gülümsemişti. İki yüzlü davranışlarını utanmazca sürdürüyordu, Chanyeol'un aklını karıştırmaya yemin etmiş gibiydi.
"Beni özleyeceğini söylemiştim sana."
Gözleri heyecanla geziniyordu Chanyeol'un yüzünde, her zamanki soğuk tavrından sıyrılmıştı fakat o kadar da sıcak hissettirmiyordu. Sanki Chanyeol ile alay ediyor gibiydi... Baekhyun karmaşıktı ve Chanyeol da kafasının karışmasına izin vermekten başka bir şey yapamıyordu.
"Sen özlemedin mi?" diye sordu sadece, ses tonu ona olan özleminden çıldıracak olmasına rağmen soğuktu. "Yine sadece benim acı çekmemden mi zevk alıyorsun?"
"Bunu bana sorman bile büyük bir hata, Chanyeol."
Baekhyun daha çok yaklaştı Chanyeol'a, gözlerini uzunca gezdirdi üzerinde. Uzun uzun baktı, uzun uzun izledi, her bir noktasını aklına kazımak istiyormuş gibiydi. Genç bir aşık gibi görünüyordu, belki de öyleydi fakat Chanyeol hala bunu kendine itiraf etmekten acizdi. Aralarındaki tuhaf ilişkiyi sorgulamamayı tercih etmişti, sadece akışa ayak uyduruyordu.
Hâlâ aşamadığı, değil dile getirmek düşünmeye dahi korktuğu düşüncelerdi.
"Nasıl özlemem seni? Beni bu kadar gaddar görme."
"Zalim ve gaddarsın, Baekhyun. Hala bana yalan söylüyorsun."
Chanyeol kollarını daha sıkı doladı bacaklarının arasındaki bedene, çenesini omzuna yaslayıp gözlerini kapattı. Onu seviyor fakat ona ne inanıyor ne de güveniyordu, ondan hâlâ nefret ediyor fakat en az nefreti kadar da özlüyordu. Baekhyun onu bir cehenneme atmıştı ve orada bir yıldır sönmeyen bir ateşle diri diri yakıyordu.
"Sana yalan söylemiyorum."
"Hiç mi üzülmüyorsun bana? Biraz bile mi yerim yok senin için?"
Baekhyun'a inancı yoktu, güvenmiyordu, ağzından çıkacak tek bir söze bile kulak asmayacağını biliyordu fakat yine de sorularını soruyordu; ikisine de acı çektirdiğinin farkındaydı, Baekhyun ona inanılmadıkça çıldırıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dusk to Dawn
FantasiYüksek ve ıssız dağların ortasına kurulu bir şehirde, birbirlerine olan arzuları her geçen gün tehlikeli bir hâl alan iki aşık, alacakaranlıktan şafağa etraflarındaki herkesin hayatını cehenneme çevirir. 30.09.23
