Baekhyun'u gördüğü ilk gün hala aklında taze bir anıydı.
O gece fırtınadan ve asla yakasını bırakmayan annesinin hayaletinden ne kadar çok korktuğuna kadar temiz bir şekilde hatırlıyordu, rahibelerin getirdiği oğlan çocuğunu görünce uçup giden korkusu ve ardından hissettiği merak is hala ilk günkü gibi canlıydı. Baekhyun'u merak etmişti, onu tanımak istemişti fakat çocuğun tutumları hiç de arkadaş canlısı değildi.
Baekhyun'un ondan nefret ettiğini, sevmediğini, küçümsediğini düşünmüştü. Kalbi sürekli kırılıyordu. Her zaman bu oğlanla arkadaş olmak istese de hiçbir zaman dost olamayacaklarını kabullenmişti, Baekhyun'un onu hiçbir zaman sevmeyeceğini düşünüyordu.
Fakat büyük bir yanılgı içerisinde olmalıydı, eğer düşündüğü gibi Baekhyun ondan nefret etseydi şu anda elini sıkıca tutarak omzunda yatan kişi de Baekhyun olmazdı.
Dudaklarına hoş bir gülümseme yayıldı geçen yılları, saçma yanılgıları düşünürken. Bir kolunu Baekhyun'un omzuna dolayıp cadıyı yakınına daha çok çekti ve saçlarının arasına bir öpücük bıraktı. Bir gözü hala onlarla ilgilenmeyen sürücüdeydi, Baekhyun'un adama ne yaptığını sorgulamak istemese de hala endişeliydi; adam ruhu alınmış bir et yığını gibiydi, gözlerine bakmaya korkmuştu.
Bindikleri araba taşlı topraklı yolda sallana sallana gidiyordu, ne kadar uzun süreceğini sadece tahmin edebilirdi. Evinden, yıllarını geçirdiği malikaneden her geçen saniye daha çok uzaklaşırken kaşları daha çok çatıldı. Bu günün geleceğini hiç düşünmemişti. Hep gitmek, uzaklaşmak istese de gerçekleşmesi uzak bir ihtimal gibi geliyordu. Baekhyun'a güvenmemişti bile.
Hatta, belki de, Baekhyun tekrar gelip aklını karıştırana kadar burada yaşamak o kadar da kötü gelmemeye başlamıştı.
Arada gördüğü kabuslar hariç tek sorun babasının varlığının onu tiksindirmesiydi, fakat ablası ona bir evde olduğunu hissettirmeyi başarmıştı. Çok geç tanışmalarına rağmen çabuk benimsenmişti, kendi üstüne düşenleri yaptığı sürece rahatsız edilmemişti ve her ne kadar itiraf etmekten korksa da Minseok ona çok iyi gelmişti. Bütün bunları bıraktığına inanamıyordu. Her şeyin bu noktaya gelmesi gözüne birden bir kabus gibi görünmüştü.
Baekhyun'un hayatına girdiği her evre ayrı bir kıyametle sonuçlanıyor gibi hissettirdi.
"Chanyeol, gel birtanem, dizlerime yat. Uzun sürecek."
Baekhyun'un yumuşak bir tonla konuşan sesini duyduğunda bütün düşünceleri dağıldı, utandı ve sertçe yutkundu. Bakışlarını pencereden çekip sevgilisine döndüğünde düşündüğü şeylerin aşağılıkça olduğunu fark etmişti; daha birkaç saat önce yatağa atmak için ölüp bittiği bu cadı için nasıl bu kadar kötü düşünebilirdi? Elinde değildi, düşüncelerini kontrol edemiyordu.
Belki de hala Baekhyun'u affetmemişti. Belki de affetmek sandığından daha zordu.
"İyiyim, teşekkür ederim."
Tebessüm edip yerinde kıpırdadı, bir gözü hala onlara aldırış etmeyen sürücüdeydi. Burada iki erkeklerdi, birbirlerine sarmaş dolaş bir halde samimi sözler söylüyorlardı fakat adam onlara bakmıyordu bile; Baekhyun'un adama ne yaptığına akıl sır erdiremedi.
"Hadi, görüyorum rahatsız olduğunu, gel."
Baekhyun tekrar kolunu tutup kendine doğru çekti ve uzun bedeni zorla dizlerine doğru eğdi, Chanyeol'un ona kocaman gözlerini açarak baktığını görünce mutlulukla gülümsemişti.
"Artık ne kadar güçlü bir delikanlı olsan da yüzündeki bu aptal ifade hiç değişmiyor biliyor musun?" dedi gülercesine, dudaklarını yaladı ve güzel elleriyle avcının saçlarını okşadı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dusk to Dawn
FantasyYüksek ve ıssız dağların ortasına kurulu bir şehirde, birbirlerine olan arzuları her geçen gün tehlikeli bir hâl alan iki aşık, alacakaranlıktan şafağa etraflarındaki herkesin hayatını cehenneme çevirir. 30.09.23
