Keyifli Okumalar
Dilan'dan
"Beni kimse senden ayıramaz, korkma"
Söylediği şeyler beynimi uyuşturmuştu adeta. Gözlerine baktığımda o söylediği cümlenin her bir kırıntısından emin bir Bora vardı. Bana 'Kararlıyım' dercesine bakıyordu. Ona çekildiğimi hissettim ama kontrolümü kaybetmekten korktum. Gerçi ona karşı kontrolümü nasıl sağlayabilirdim ki? Hem de böylesine kararlı bir duruş sergilerken...
Gözlerinden çıkan alev beni yakmaya başlayınca kendime gelmeye çalıştım. Hafiften dolmuş gözlerimi sildim ve Bora'dan biraz ayrıldım. Etrafıma bakmak için etrafımı döndüğümde Hala İstanbul'a gelmediğimizi anladım. Demek ki kısa bir kabus görmüştüm.
Bedenim Bora'dan ayrılırken bile buram buram yayılan o koku ve enerjisi etkisini yitirmedi. Kokusunun neye benzediğini açıklayamam çünkü bildiğim hiç bir şeye benzemiyor. Uzaklaşmak da yetmiyordu onun etkisinden kurtulmak için.
"İstanbul'a gelemedik mi hala?" Dedim burnumu çekerek. Bora kahverengi gözlerini ayırmayarak cevapladı.
"Henüz değil ama az kaldı. Bir iki saatlik bir yol"
Kafamı onaylayarak salladım o da ellerini cebine koydu. Gözüm yerdeki sigarasına takıldı. Beni her gördüğünde veya yanına geldiğimde sigarasını tereddütsüz söndürüp atması garibime gitmişti. Nedenini merak ettiğim için Bora'ya merakla baktım.
"Bora bir şey soracağım"
Bora tek gözünü kırparak söylememi ima etti.
"Neden yanına her geldiğimde sigaranı söndürüyorsun, baksana sigaranı yeni yakmışsın niye attın ki?"
Sorum onu neşelendirmiş olacak ki gülümseyerek karşılık verdi.
"Sigara kokma diye"
Kaşlarımı çattım "Ya ben de içiyorsam?" Yine güldü. Tabi haklı, pek inandırıcı değildi argümanım. "İçsen bunca zamandır içerdin yanımda değil mi?" Çok mantıklı bence de içerdim.
"Belki nadir içenlerdenim olamaz mı?" Kollarımı bağlamış bilmiş bilmiş ona cevap yetiştiriyordum, tabi pek benlik değil bu tavırlarım ama onun yanında böyle davranabilmek hoşuma gidiyordu. Sanki nazım ona geçebiliyormuş gibi. Gerçi şuan bu nazı ona yapabiliyorsam demek oluyor ki aramızdaki buzlar erimeye başlamış...
Ne için olduğunu anlayamadığım o buzlar...
Tam o sıra Okan çıkageldi ve sohbetin tam ortasına girdi elbette.
"Muhabbetinizi bölmek istemem çifte kumrular ama gitmemiz lazım"
Bora vücudunu dikleştirerek gerildi ve Okan'a doğru döndü. İkimiz de dejavu olmuştuk Okan yüzünden. Bir de ne dedi o? Çifte Kumrular...
"Gitmemiz gerektiğini biliyoruz Okan, alarm gibi ötmene gerek yok kardeşim. Birazdan yola çıkarız"
Bora'nın Okan'a bıkkınlıkla saydırması Okan'da hiçbir etki yaratmadı aksine takmadı bile. Bir dakika Bora neden çifte kumrular lafına itiraz etmedi? Aklıma gelen saçma sapan şeylerden dolayı kendime kızdım. Artık Bora'nın sözlerinden bir şeyler ayıklayıp üstüne düşünmemem gerekiyordu çünkü bu gidişle paranoyak olacaktım. Biz sadece ortağız... Başka bir şey aklına getirme...
"Bora telefon geldi, İstanbul'a bir an önce gitmemiz lazım diyorum oyalanmayın"
Bora bu sefer ciddileşerek Okan'a yaklaştı.
"Ne oldu? Amcam mı aradı yine... Söyle ona bu kadar sık aramasına gerek yok, işimizin başındayız"
Okan'ın yüz ifadesinden anladığım kadarıyla ortam yeterince ciddileşmişti. Bora'ya döndü ve kaşlarını çattı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Heykeltıraş
Teen Fiction☆ Heykeltıraş olan Dilan, annesinin öldüğünü sanıyorken bir gün onun yaşadığını öğrenir ve onu kurtarmak için kendisinden yardım isteyen zengin bir adamın teklifini kabul ederken ona bu süreçte eşlik edecek olan Bora'ya hisler beslemeye başlar. ☆