Hepimiz şokla ne olduğunu anlamadan Barış'a bakarken Barış tekrar konuştu.
"Tuzlu lan bu!" Kerem kahkahayı bastığında gözlerimi kısarak Duru'ya döndüm. Kaşla göz arasında atmış olmalıydı. Duru utanarak tek eliyle yüzünü kapatırken ayağa kalkıp masadaki mendili Barış'a uzattım.
Bir şey söylemeden alırken yüzünü buruşturup dudaklarını silmeye başladı. Duru da nihayet baskılara dayanamayıp açıklama ihtiyacı hissederek söze girmişti.
"Kerem'le aramızda olan bir espriydi. Ona şaka yapayım derken kahveler karışmış."
Kerem'in gülüşü daha da büyürken Barış ona sert bir bakış attı ama Kerem'in umrunda olduğu söylenemezdi. Arkadaşının aldığı hâl onu oldukça keyiflendirmişti. Bir süre sonra toparlanıp gülüşü kesildiğinde konuştu.
"Biraz erken oldu sanki?"
"Çok komiksin kardeşim."
"Kusura bakma Barış. Yanlışlıkla oldu."
"Önemli değil Duru."
Duru, mutfağa bez almaya gittiğinde ortama yeniden bir sessizlik hakim olmuştu. Telefonuma gelen mesajla koltuğun kenarına bıraktığım telefonu alıp kilidi açtım.
ayaz: napıyosun
mavi: akşam tanıtımın kutlama yemeği var ona hazırlık sen?
ayaz: mekandayım ben de akşam gelecek misin diye yazmıştım
mavi: bu akşam yokum
"Kime yazıyorsun?" Duru'nun sesiyle telefondan başımı kaldırdım. Kilitleyip tekrar kenara koydum.
"Ayaz."
"Sıra ona geldi demek." Barış'ın imalı sesiyle ikimiz de ona döndük.
"Anlamadım Barış, bir şey mi dedin?" Kaşlarımı çattım. Cevap vermek yerine beni görmezden gelmeyi tercih etti.
Kerem ortamı yumuşatmak adına kolundaki saatine göz attı.
"Siz hazırlanın isterseniz vakit de yaklaşıyor. Biz bekleriz."
Duru bana elini uzattığında tutup oturduğum koltuktan kalktım.
"Bence de öyle yapalım biz." Duru olay çıkmasın diye resmen beni kapının dışına doğru ittirircesine götürüyordu. Odamın önüne geldiğinde durduk. Kapı kolunu açıp içeri girdiğimde ayrılmıştık.
Önce saçlarıma maşayla hafif su dalgası verdikten sonra dolabımı açıp sahneden kazandıklarımla aldığım elbiselerimde göz gezdirdim. Askıdan birini indirdiğimde yatağımın üzerine koyup soyunmaya başladım. İç çamaşırlarımla kalmışken kapının tak diye açılmasıyla ağzımdan küçük bir çığlık koptu. Karşımda Barış'ı görmemle daha büyük bir şok yaşamıştım.
"Ne işin var burada? Çık dışarı!"
Barış, önce vücudumu baştan aşağı süzmüş sonrasındaysa birkaç saniye bakışları dövmemin olduğu tarafta oyalanmıştı. Toparlanıp yüzünü başka yöne çevirdiğindeyse dudaklarını araladı.
"Özür dilerim. Lavaboyu arıyordum. Kapıyı tıkladım ama duymadın sanırım."
"Çık Barış!" Sesime hakim olmaya çalışsam da hafif ton yükselişine engel olamamıştım. Bir şey söylemeden kapıyı kapatıp çıktığında derin bir nefes aldım.
Onu neredeyse çıplak halimle karşılamak beni heyecanlandırdığı için kendimden nefret ettim. Ona bu kadar kırgınken hâlâ onu istiyor olmak sinir bozucuydu. Kalbimin çarpıntısı çok geçmeden eski hâline dönerken yatağımdaki elbiseyi alıp üzerime geçirdim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
7 dakika | barış alper yılmaz
Fanfiction4.7.24 "Hiç rol yapamıyorsun Mavi. Aptal mı var senin karşında?" Yüzüme düşen saç tutamımı tek eliyle omzumun arkasına aldı. Bunu yaparken o kadar yavaş davranmıştı ki bana bir asır gibi gelmişti. Ona bu kadar yakınken titrememek imkansızdı. "Anlay...