4.7.24
"Hiç rol yapamıyorsun Mavi. Aptal mı var senin karşında?"
Yüzüme düşen saç tutamımı tek eliyle omzumun arkasına aldı. Bunu yaparken o kadar yavaş davranmıştı ki bana bir asır gibi gelmişti. Ona bu kadar yakınken titrememek imkansızdı.
"Anlay...
"Kerem bir kulüpten teklif almış. Gidiyor sanırım."
Duru telefonuna baktığında yüzündeki ifadenin değiştiğini fark ettim. Heyecanlıydı, ama bu heyecan buruk bir şey taşıyordu. Gözlerimin içine bakarak “Kerem yurtdışına transfer oluyor.” dedi. Bir an afalladım. Duru’nun Kerem’i ne kadar sevdiğini biliyordum, ama onun bu haberi paylaşırken sesinin çatlaması içimi burktu.
“Ne? Ne zaman oluyor bu?” diye sordum, ama aslında cevap duymaya hazır değildim. Çünkü bu kararın yalnızca Duru'yu değil. Barış'ı etkileyeceğini de biliyordum.
"Gitmesi gerekiyormuş." demişti bana, gözlerinde hüzünle karışık bir kararlılık vardı. Ona destek olmaya çalışsam da, içimden geçenleri durduramıyordum. Birinin sevdiği insanla böylesine bir mesafe ayrılığının eşiğinde olması, benim için de sarsıcıydı. Ona güçlü olduğunu hatırlatıp sarıldım, ama gerçek şu ki ben de biraz dağılıyordum.
***
Sonraki iki hafta oldukça karmaşıktı. Barış’ın ailesiyle aynı evde yaşamak, başlarda rahatlatıcı gibi gelse de bir süre sonra üzerime ağırlık yapmaya başladı. Ailesinin bana karşı sıcak tavırlarına rağmen evde hep bir misafir gibi hissediyordum. Kendimi ait hissetmemekle Barış’a olan sevgim arasında sıkışıp kalmıştım. Bu yüzden bir değişiklik yapmaya karar verdim ve Ahu’nun yanında kalmaya başlamıştım bu süreçte. Duru'nun Kerem'le olan ilişkisi çatırdıyordu. O böylesine bir duygusal yoğunlukta boğulurken bir de kendimle uğraştıramazdım.
Ahu ise bana bu süreçte çok destek oldu, özellikle dava hız kazanmaya başladığında onun soğukkanlı ve güçlü tavrı beni cesaretlendirmişti. Onun dişli bir avukat olduğundan emindim. Yine de bu denli korkusuz olup kesintiye uğramamamız ilginçti. Barış'la olan akşamımız kötü bir şekilde sonlansa da tekrarı olmamamıştı. Bu fırtına öncesi sessizlik beni içten içe kemirmiyor değildi.
Erdem Bey'le albüm hazırlıklarına başlamıştık. Birçok değerli sanatçı söz yazarlığını kendilerinin üstlendiği birkaç şarkıyı armağan etmişti. Bu işte şirketin büyük payı vardı. Her ne kadar bunun için çok hevesli olsam da bir yandan Ahmet'in davasıyla uğraşmaktan ağır ilerliyorduk.
Barış ise iyileşme sürecindeydi, ama hala toparlanmaya çalışıyordu. Bunu her ne kadar belli etmemeye çalışsa da, bazen yüzündeki acıyı görüyordum. Ben de onun üzerindeki yükü biraz olsun hafifletmek için bir tekne partisi düzenlemeye karar vermiştim. Bu akşam ona bir sürpriz yapacaktık. Yunus, Berkan ve Kerem organizasyonun çoğundan sorumluyken Barış'ı parti alanına getirme görevini de bana vermişlerdi.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Beyaz, askılı kısa elbisemi üzerime geçirirken bir yandan da elimde telefonla Barış'a hazırlanması gerektiğini ve onu bir yere götürmek istediğimi yazmıştım. Çok geçmeden geri dönüş yapıp hazırlanacağını söylemişti.
Barış'la aramızdakine gelecek olursak ne olduğumuzu ikimiz de bilmiyorduk. Eğer iki hafta öncesinde o taş evime girmeseydi tutkulu bir öpüşmenin ortasında bulacaktık kendimizi. Şimdiyse o an hiç yaşanmamış gibi davranıyorduk. Arkadaş olmadığımızı biliyordum ama iki sevgiliden de çok uzaktık.