27.Bölüm

287 7 0
                                    

Mustafa ve Ayşe hanım ile eşyaları alıp eve geçtik. Yolculuk oldukça yorucu geçmişti. Zamanım da vardı. Bu yüzden ayaklarımı uzatıp koltuğa oturdum. O sırada Mustafa gitti. Ayşe hanım da etrafı düzenlemeye koyuldu. O sırada telefonum çaldı. Azad arıyordu. Büyük bir heyecanla açtım.

"Hira. Nasılsın?"
"İyiyim sen?"
"İyiyim bende. Aklım sende kaldı. Vardınız mı?"
"Vardık. Yolculuk yormuş beni biraz ayaklarımı uzatıp oturuyordum. Bende birazdan seni arayacaktım iyi oldu aradığın."
"Bak çok yorgunsan yemekleri söyle Ayşe ana yapsın. Dinlen sen."
"Hayır ya. Her şeye yardım ediyor zaten Ayşe hanım. Ben ellerimle hazırlamak istiyorum."
"Nasıl istersen öyle olsun bakalım. Sen yinede yorulduğun an bırak tamam mı?"
"Tamam Azad anladım. Kapat artık şu telefonu. Senin işin gücün yok mu be adam?"
"Benim işim de gücüm de sensin."
"Azad kapat hadi. Akşama görüşürüz."
"Tamam istediğin bir şey olursa haber ver gelirken alırım."
"Kendini getirsen yeter."
"Emredersiniz."

Telefonu kapattım. Çok bile uzanmıştı konuşma. Yavaşça ayaklanıp mutfağa yöneldim. Ayşe hanım doğranacakları doğramaya başlamıştı bile.

"Sağolun yardım ettiğiniz için."
"Ne demek kuzum. Yüklüsün sonuç olarak."

Afallayarak bakakaldım. Bunu nereden biliyor olabilirdi ki? Şaşkınlıkla döndüm.

"Siz nereden biliyorsunuz?"
"Azad kuzum el üstünde tutuyor seni. Beni seninle yollarken yüz kere yorulmasın sakın diye tembihledi."
"Çok dikkatlisiniz. Yinede kimseye söylemeyin lütfen."
"Tabi kuzum."

Bende yemekleri yapmaya başladım. Özene özene yemekleri yaptıktan sonra Fatma hanımın gösterdiği yerdeki tabaklardan en güzelini seçip masayı kurdum. Fatma hanıma teşekkür ettim. O da çalışanların kaldığı kısma geçti. Telefonumu elime alıp Azad'ı aradım. Sanki bunu bekliyordu.

"Bir şey mi oldu?"
"İyim Azad bir şey olmadı. Çıktın mı?"
"Şimdi çıktım. On dakikaya ordayım."
"Yirmi demek istedin galiba."
"Yirmi dakikada mı gelmemi istersin?"
"Uygunsa. Her şeyi hazırladım ama kendimi hazırlamaya vakit kalmadı. Yemek kokuyorum."
"Sen nasıl istersen. Yirmi dakikaya ordayım ama. Yirmi dakikadan bir dakika fazla bile beklemem."
"Tamamdır."
"Gelirken istediğin bir şey var mı?"
"Yine söylüyorum kendini getir!"
"Görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz."

Telefonu kapatmam ile birlikte koşarak odaya gittim. Kendimi banyoya atıp hızlı bir duş aldım. Duştan çıkınca da birkaç gün kalacağımızı planlayarak yanıma aldığım kıyafetlere baktım. İçlerinden kırmızı bir elbiseyi girdim. Saçlarımı kurutup saldım. Makyaj falan yapmaya üşendim. Zaten aynada son bir kez kendime baktığımda kapının çaldığını duydum. Koşarak gittim. Azad'dan önce elindeki çiçekleri görmem ile beraber çok şaşırdım. İtiraf etmeliyim ki böyle bir şeyi düşündüğü için çokça da mutlu oldum. Uzattığı çiçekleri alıp kokladım.

"Teşekkür ederim. Çok güzeller."
"Rica ederim. Sen daha güzelsin."
"Hadi geç içeri elini yüzünü yıkayıp sofraya otur."

Utanmıştım. Azad yanağıma bir öpücük kondurup lavaboya gider gitmez elimle yelpaze yapıp hava almaya çalıştım. Kendime sürekli sakin ol sakin ol deyip duruyordum. Çiçekleri bir vazoya koymak istedim ama vazo bulamadım. Bende odaya koymaya karar verip üst kata çıktım. Makyaj masasının üstüne bıraktım. Azad o anda lavabodan çıkmıştı. Duydum ama kafamı o tarafa çevirmedim. Bir anda arkamdan sarılmasıyla ise irkildim. Boynuma ufak bie öpücük kondurdu.

"Çok açım."
"Hadi sofraya inelim o zaman."

Kollarından kaçıp kapıya yöneldim. Arkamdan bana yetişip elini belime koydu. Sofrayı görür görmez ıslık çaldı.

"Beğenmedin mi?"
"Beklediğim performansın çok çok üzerinde."
"Yaa beklediğiniz performans neymiş?"
"Çok açım hadi yiyelim."
"Azad cevap versene."

Ağzına fermuar çekip benim sandalyemi çekti. Sonra kendisi de geçip karşı sandalyeye oturdu.

ACILAR KONAĞI Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin