+Yıldızlar, yükseklerden daha güzel görünür Siriüs. -Dağlar buna müsait mi?
+Dağlar yıldızına hep müsait.
Nereden bilebilirdi kimsesizliğini kimselerin dolduracağını, nereden bilebilirdi bir DAĞ'ın gölgesinin ancak bu kadar güvenli olduğunu, nered...
UZUN BİR ARADAN SONRA SİZLERLEYİMMM. ÖZLENDİNİZ🫶🏻 UMARIM BEN VE SİTARE'de ÖZLENMİŞİZDİR✨🫶🏻
~DAĞADAMI&SİRİUS~
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
✨✨✨
Masamda uyuya kalmıştım. Bedenimin sarsılamsı ile hemen açtım gözlerimi. Gördüğüm siliüet gözlerimi daha da büyük açmama sebep oldu. Gelmişti. Sağ sağlim, dağ gibi karşımdaydı. Hızlıca uyuya kaldığım sandalyeden ayağa kalktım. "Dağhan" dedim emin olmak istercesine. "Gelmişsin." Gözlerim sulandı. Dudaklarım aşağı büküldü. Artık bu göz yaşlarımda neye akacağını şaşırmıştı iyice. Gözümdeki yaş düşmeden, kocaman kolları ile sardı beni. Bende kollarımı boynuna doladım. Borut kokuyordu. Bir insanın tenine bu kadar mı çok yakışırdı barut.
Boy farkımızdan dolayı epeyce aşağıya eğilmişti Dağhan. Buna dayanamayarak bir çırpıda kucağına aldı beni. Bunu bekliyormuş gibi beline doladım ayaklarımı. Hiç tanımadığı bir insana bu denli bağlanır mıydı bir insan? Ben bağlanmıştım galiba. Sanki onu yıllardır tanıyordum. Teninden aldığım bu barut kokusunu, yıllardır ezbere biliyordum sanki.
"Geldin Dağhan. Söz verdin geldin." "Geldim güzelim. Yıldızımı söndürmeye hiç niyetim yok."
Hep sözünde mi dururdu bu adam? Gerçek kimliğini de açıklayacaktı o zaman bana? Söz vermişti sonuçta. Düşüncelerimden sıyrılıp kendime gelerek ne yaptığımı farkedince hemen kucağından indim aşağıya. Ne yapıyordum acaba gerizekalı ben.
Dağhan'dan ayrılıp mahcup bir şekilde üzerini kontrol ettim yarası var mı diye? Yüzünün bir kaç yerinde yaralar vardı. Buna da şükürdü. Bulunduğum yerden yardım çantasını alarak sedyeye doğru ilerleyecektim ama elim kendimden bağımsız bir şekilde havalandı. Parmakların yüzündeki yarada gezindi. Donmuştu kan yaranın üzerinde. Kim bilir kaç saattir vardı yüzünde bu yarası.
"Şu yaralarına bir bakalım mı?" Dedim. Gözlerim hâlâ oralarda gezinirken. "Yaram mı varmış?" Dedi dalgayla. Yüzünün halinden haberi yokmuş gibi. "Malesef ki var." Diyerek elime biraz pamuk ve tentürdiyot aldım. "Geç hadi sedeyeye." Dudağının kenarı hafif kıvrılmıştı. Ney hoşuna gitmişti anlamadım. Birazdan canı acıyacaktı o zamanda gülecek miydi acaba?
Sedyeye geçip oturunca bende pamuğu biraz elimdeki ilaç ile ıslatıp yarasının üzerini temizledim. Hem temizleyip hem üflüyordum. "Acıyor mu?" Sanki benim canım acıyor gibi yüzümü buruşturmuştum. "Çok fazla Siriüs." Dağhan'da yüzünü benim gibi buruşturmuş öylece yüzüme bakıyordu. Yarasının üzerini biraz daha üfledim. Derindi ve acıması normaldi. "Hâlâ acıyor mu Dağhan?" Diyerek tekrar sordum.
"Yalan mı söylüyorsun?" Sinir ile yapıştırdım omzuna bir tane. O ise elimdeki pamuğuda ilacıda alıp kenarıya bıraktı. "Herhalde güzelim. Şu yaraya canımız acıyacaksa ölelim biz." Elimin tersi ile ağzının üzerine vurdum bu kezde. Şaşkınca bana baktı bu hareketimden dolayı. Bende şaşırmıştım kendimden beklemezdim ama haketti. "Üçüncü nereye denk gelecek acaba?" İki kez vurmamdan kaynaklı söylemişti bunu. "Mert ölüyordu farkında mısın? Konuşma böyle şeyler." Bir insanın ağzında bu kadar kolay olamaz ölüm kelimesi.