Sahil kasabasındaki eski depolardan birinde, Nehir ve Salim nihayet yüz yüze gelir. Nehir’in elinde Selin’in yazdığı günlüğün sayfaları vardır, gözleri öfke ve kararlılıkla doludur. Salim ise karşısındaki Nehir’e soğukkanlı bir şekilde bakmaktadır, ancak gözlerinin derinliklerinde bir tedirginlik vardır.
Nehir, günlüğü sallayarak Salim’e bağırır:
"Her şey burada yazıyor, Salim! Selin senden korkuyordu. Ona ne yaptığını biliyorum! Artık saklanamayacaksın!"
Salim, sakin ama alaycı bir şekilde cevap verir:
“Selin’in ölümünden beni sorumlu tutuyorsun, öyle mi? Bu kadar kolay mı Nehir? Kanıtların var mı? Yoksa sadece suçlamak mı istiyorsun?”
Nehir, ona doğru bir adım daha atar ve gözlerinin içine bakar:
“Selin’in çektiği o fotoğrafı gördüm, yazdıklarını okudum. Seni koruyacak kimse kalmadı artık!”Tam bu sırada, depoya Sultansa Hanım girer. Yanında birkaç güvenlik görevlisi vardır. Salim’in yüzü bir an için değişir, ancak tekrar soğukkanlı bir tavır takınır.
Sultansa Hanım, Salim’e dönerek sert bir sesle konuşur:
“Yeter artık, Salim! Daha fazla zarar vermene izin veremem. Seni korumaya çalıştım ama artık bunun sonu geldi.”
Salim, Sultansa Hanım’a öfkeli bir şekilde bakar:
“Beni mi korudun? Asıl sen her şeyin üzerini örtmeye çalıştın! Ama merak etme, düşerken seni de yanımda götüreceğim!”
Nehir, Sultansa Hanım’a şaşkınlıkla döner:
“Ne demek bu? Sizin de mi işin içinde olduğunuzu söylüyor?”
Sultansa Hanım, başını önüne eğer ve sessizce konuşur:
“Ben sadece aileyi korumak istedim. Salim’in bazı sırlarını biliyordum ama... onun bu kadar ileri gideceğini tahmin edemedim.”
Tam o anda, dışarıdan siren sesleri duyulur. Polis arabaları depoya yaklaşır ve birkaç polis içeri girer. Nehir, polislere doğru dönüp Selin’in günlüğünü uzatır:
“İşte size kanıt! Selin’in ölümünden Salim sorumlu.”
Polisler Salim’e doğru yaklaşırken, Salim bir adım geri çekilir ve bağırır:
“Beni suçlayamazsınız! Selin’in ölümü bir kazaydı, başka bir şey değil!”
Ancak polis memuru kararlı bir şekilde Salim’e kelepçeleri takar:
“Salim Bey, Selin Hanım’ın ölümüne ilişkin elimizde yeterli delil var. Sizinle karakola kadar gelmek zorundayız.”
Salim, öfkeli bir şekilde bağırır:
“Bu daha bitmedi! Hepiniz bunun bedelini ödeyeceksiniz!”
Salim’in tutuklanmasının üzerinden aylar geçmiştir. Nehir, tüm yaşananların ağırlığını taşırken, hayata yeniden tutunmaya çalışmaktadır. Selin’in ölümü, Sultansa Hanım’ın sessizce ortadan kaybolması ve geçmişin karanlık sırları, Nehir’i derin bir yalnızlık içinde bırakmıştır. Ancak, bu yalnızlık aynı zamanda onun için bir yenilenme fırsatı olur.
Bir sabah, sahilde yürüyüş yaparken karşısına genç ve modern görünümlü bir kadın çıkar. Kadının yüzünde tanıdık bir ifade vardır, ancak Nehir onu ilk başta tanıyamaz.
Kadın gülümseyerek elini uzatır:
“Merhaba, ben Sıla. Salim’in kız kardeşi.”
Nehir, bir an için şaşkınlıkla ona bakar. Salim’in geçmişte bir kardeşi olduğunu hiç duymamıştır. Ancak Sıla’nın sıcak ve samimi tavrı, Nehir’in ilgisini çeker.
---
Sıla’nın Hikayesi
Bir kafede oturup konuşmaya başlarlar. Sıla, yıllar önce aileden uzaklaştığını ve Salim’le bağlarını kopardığını anlatır:
“Salim’le farklı yollara gittik. O gücün ve paranın peşinden koşarken, ben kendimi daha sade bir hayat kurmaya adadım. Ama şimdi onun yaptıklarını duyduğumda, doğru olanı yapmak için buradayım.”
