Lal 20. Bölüm...
Günlüğümün kaçıncı sayfası bilmiyorum, her gün yazıyorum ama daha dün ne yazdığımı bile hatırlamıyorum. Bugün anlatacağım çok bir şey yok hayatımda, bir hayatım var mı ondan bile emin değilim. Ama halledebilirim, hep hallettim.
19.08.2018
Hayatım boyunca kaçtığım şeyler vardı, sevgisizlik mesela. Bunu yediremezdim kendime, normal olduğunu düşünür benim kendimi sevmemin bana yeteceğine inanırdım. Kendimi sevmediğimi fark etmem bile oldukça uzun sürmüştü. Ben Lâl, ben bile kendimi sevememiş hayatım boyunca başka birinden gelen en ufak sevgiye tav olmuştum.
19.08.2024
Düştüğüm yer dipten derin.
Düşmedin Lâl, henüz düşmek için erken. Daha on yedi yaşındasın kızım, kalk ayağa toparlan kendine gel. Ben neden düşmüş gibi hissediyorum? Hatta düşmüş gibi değil de ölmüş gibiyim. Yaşıyorsun Lâl, bunca yıldır yaşamak için uğraşıyorsun. Yaşıyor muydum sahiden? Nefes alabiliyordum, hareket edebiliyor hâlâ konuşabiliyordum. Hiçbir şeyi tam anlamıyla beceremediğim gibi Lâl olmayı da becerememiştim.
Sen seni anlamayacak herkese Lâlsin zaten.
Ben beni anlamayacak herkese konuşuyordum, kendimi anlatmaya çalışıyor beni sevmeleri için onlara sebep vermek için çabalıyordum, ben çabaladıkça benim kendime olan sevgimin azaldığını fark etmemiştim bile. Lâl, soy isimsiz Lâl, kendine Kılıç veya Civan diyemeyen Lâl. Sadece Lâl. Abisi, annesi, babası kimsesi olmayan ama konuşabilen Lâl.
Dik tutmaya çalıştığım başım bir kez daha düştü önüme, kendinden nefret ettiği halde birilerinin onu sevebileceğine inanan Lâl. Düşen başımı öfkeyle tekrar kaldırdım, kendi nefretim bile başkalarının beni sevmesinden daha değerliydi. Ben değerliydim, kimse için olmasa da kendim için oldukça değerli bir insandım. "Uyanmışsın. " Dik başımı bu sefer eğmeden beni bağladığı depoya giren Yeşime baktım, oldukça pürüzsüz bir sesle kendinden emin konuşuyordu. Biraz daha vakti vardı, konuşabildiği kadar konuşacak daha sonra son nefesini benim ellerimde verecekti. Kimsenin beni kurtarmasını beklemeden öldürecektim onu.
Tek başındaydı, en azından içeri tek başına girmişti. Onu öldürmek için bol bol vaktim olacaktı. "Şaşırtıyorsun beni Lâl." Boş gözlerle yüzünü inceledim, o bana biraz daha yaklaştı. Önce beni küçümseyerek bakan gözlerini oymakla başlayacaktım. "O kadar öfkeli bakıyorsun ki, elinde olsa beni çıplak elle boğacağını düşünürüm." Düşünceleri de kendisi kadar basitti, onu boğarak öldürmenin ona ödül olacağının farkındaydım.
"Neyse neyse dur." Keyifle duvarın dibindeki sandalyeyi aldı ve sürükleyerek önüme çekti, yavaş hareketlerle ters bir şekilde oturdu sandalyeye. "İlk önce sana anlatmam gereken bazı şeyler var, " dudaklarını büzdü. Sevimli olduğunu falan mı düşünüyordu? "Sonra sinirini konuşuruz olur mu?" Kırmızı ruj sürdüğü dudaklarını aheste aheste yaladı, lezbiyen olma ihtimali var mıydı acaba? Eğer öyle bir şey varsa Yeşim tarafından tecavüze uğramak kaldırabileceğim türden bir şey değildi.
Bir varmış, bir yokmuş." Tepki vermedim, geldiği andan beri gözümü bile kırpmadan gözlerinin içine baktığım için gözlerim kaşınmaya başlamıştı. Bunu belli etmemek adına saçlarımı biraz önüme düşürüp birkaç kere kırptım gözlerimi ve yine ona baktım. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde büyük mü büyük bir aile varmış." Heyecanla kıpırdadı olduğu yerden. "Bak bu senin ailen aç kulaklarını beni iyi dinle,"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LÂL
General FictionGerçek aile hikayesi. Klasik demek istemiyorum ama galiba klasik, bu kurguyu o kadar çok okudum ki. Bir an karşıma çıktı ve bir anda nerdeyse yazılanların tamamını okudum. Aşırı sarıyor ve yazmak istedim. Daha fazla uzatmadan geçelim o zaman hanımla...
