Gerçek aile hikayesi. Klasik demek istemiyorum ama galiba klasik, bu kurguyu o kadar çok okudum ki. Bir an karşıma çıktı ve bir anda nerdeyse yazılanların tamamını okudum. Aşırı sarıyor ve yazmak istedim. Daha fazla uzatmadan geçelim o zaman hanımla...
4. Bölüm: Kendine Düşman Bölüm Şarkısı: Stabil- Rüya Gerçek
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Canım yanıyor, Lâl sen hiç mutlu olamayacak mısın? "Senden nefret ediyorum." Lâl senden nefret ediyorum.
Zihnimde yankı yapan sessizlik minicik bedenin çığlığıyla son bulduğunda yine onu umursamamayı seçtim. "Lâl senden nefret ediyorum." Düşünemediğim bu cümle tekrar zihnimde yankılandı. Düşünemediğimi fark eden bedenim olduğu yerde gerilirken tekrar bir çığlık yükseldi.
"Lâl herkes senden nefret ediyor." Anlamadım, düşünmedim, ne demek istediğini merak bile etmedim. Birkaç saniye zihnim tekrar bomboş kaldığında bu sefer on yaşındaki bedenim görüldü gözlerimin önüne. Bu sefer düşündüm, burada ne işi olduğunu merak ettim.
Vücudu yara bere içinde olan 10 yaşındaki kız çırılçıplak bir şekilde yavaşça adımladı yanıma. "Lâl ben senden nefret etmiyorum." Ama beni sevmiyorsun da onu da umursamadım. Ben sevilmeyi hak etmeyen biriydim ve o bendi o umursanmayı bile hak etmiyordu. 10 yaşındaki Lâl göğsünün hemen üzerinde sırayla oluşan sigara izlerini gözüme sokmak istercesine işaret etti.
Canı acımış olmalıydı, benim çok acımıştı. 10 yaşındaki beden birkaç saniye sonra silik bir hal aldı zihnim tekrar bomboş kaldığında düşünemediğimi yine yeniden hissettim. Yeni bir yaşımın nefret dolu cümlelerini duymak istemediğim için yavaşça kapadım gözlerimi ve ellerimi kulaklarıma bastırdım.
Dudaklarım aralandı yavaşça sesim soluğum çıkmazken sessiz sessiz birkaç şarkı sözü mırıldandım. "Ben seni seviyorum Lâl." Beynimin idrak edemediği cümle kalbimin hızla çarpmasını sağlarken doğru duyup duymadığımı anlamayan ben kulaklarımı ellerimden hızlıca çekip gözlerimi araladım.
15 yaşındaki Lâl belindeki kızgın bıçakla yapılmış kocaman yanık iziyle karnındaki kemer izleriyle ve dolu gözlerinin bile söndüremediği kocaman gülümsemesiyle beni izliyordu. "Sen çok değerlisin Lâl." Yutkundum. "Şu hayatta senden değerli kimse yok Lâl." Kanayan yarasını tuttu. "Ben seni çok seviyorum Lâl."
Az önce acıyla kasılan yüzüm yine silikleşen bedenimi bulduğunda bu sefer gülümsemedim. O zaten benim yerime de gülümsüyordu, o benim yerime de inanıyordu bir şeylerin düzelebileceğine onun umudu hâlâ vardı o hâlâ inanıyordu. "Babacığım ben geldim." Küçük kız heyecanlı adımlarını az önce ağlayarak çıktığı salona çevirdi. Bugün okulunun ilk günüydü ve çok güzel şeyler olmuştu, birine anlatmak için bırak yarını ya da abisini bekleyemeyecek kadar heyecanlıydı, zaten yarını beklese bile kime anlatacaktı ki onun bugüne kadar tanıştığı tek çocuk Serhat’tı ne yani gidip Serhat’ı Serhat’a mı anlatacaktı. Lâl bu fikrin saçmalığıyla içeriye girdiğinde gülümseyerek babasına bir şeyler anlatan annesini görüp biraz daha gülümsedi, işte bu iyiydi annesi mutluysa Lâlin mutluluğunu onunla beraber yaşayabilirlerdi. Henüz otuzuna yeni basan adam fark ettiği bedenle az önce gülümseyen yüzünü tiksintiyle küçük kıza çevirdi, içindeki nefretten asla kurtulamıyordu ondan tiksinmesi de cabasıydı ve bu kızın gülmesi bile sinirini bozuyordu.