Son...
Bana bahşedilen bu hayatta galiba son günümü yaşıyordum. Titreyen bedenimi yattığım yerde sabit tutmakta bile zorlanırken aklımda dolanıp duran düşünceler şu an bile korkutabiliyordu beni. Tarık’ın söylediği sözler belki kurtuluşum bile olabilirdi ama ben bundan korkuyordum, sanki hep dilediğim bu değil gibi erken olduğunu düşünüyordum hâlâ. Terden alnıma yapışan saçlarımı yüzümden çektim zorlukla, on yedi yıldır yaşamaya çalıştığım bu odada şu an ölmemek için çaba sarf ediyordum. Birkaç haftadır görmediğim şiddet beni hayata bağlamaya yetmişti bile, şiddet görmediğim zaman ölmek istemiyordum ve birkaç hafta beni hayata bağlamak için yeterli bir süreydi. Bugün ise o muhteşem haftaların ardından Tarık ilk defa yaklaşmıştı yanıma. Yüzünde inanılmaz huzurlu bir gülümsemeyle yanıma kadar gelip saçlarımı okşamıştı, ilk değildi ama ilk gibiydi, samimi değildi ama samimi gibiydi. Garip bir hareketti, insanın dokunuşlarına huzur yansır mıydı bilmiyorum, onun dokunuşlarının huzurlu olduğunu anlamıştım.
Sonra gülümsedi, onun için bir şeylerin yolunda gittiğini anlamak pek de zor değildi ama on yedi yıllık şeytanı bu kadar ehlileştiren huzuru merak etmekten alamadım kendimi. "Bugün her şey bitecek güzel kızım." Böyle demişti bana, yüzündeki aptal gülümsemeyi asla silmeden korkudan titreyen bedenime aptal aptal gülümseyerek söylemişti. Neden bahsettiğini o an anlamamıştım ama sonra boynuma sapladığı şırıngayla anlam kazanmıştı her şey. Bunu ikinci kere yaşıyordum, içinde ne tür bir zehrin bulunduğunu bilmediğim şırınga ikinci kez giriyordu bedenime ama bu başkaydı. İlk sefer benim kaldırabileceğim bir acıydı çektiğim şimdi ise bütün organlarım içimde çürüyor gibi inanılmaz bir acı çekiyordum. Bedenimdeki inanılmaz acı ve Tarık’ın zihnimdeki son sözleri ise bana tek bir çıkışı gösteriyordu, ben bugün ölecektim ve ölüm tarihimi bile düşünemeyecek kadar fazla acı çekiyordum. Sahi ben kaç kez bugün öleceğim diye bitirmiştim günlerimi? Yattığım yerde titremeye başlayan bedenimi zapt etmek için uğraştım. Bu işe yaramıyordu, benim bu zehir ile mücadele etmem hep daha kötü bir deneyimle sonuçlanıyordu ve yine öyle oldu. Durdurmaya çalıştığım titremelerim biraz daha artarak vücudumda tarifi imkânsız bir acı meydana getirdi.
İç organlarım paramparça oluyordu şu an, bu çektiğim acının başka bir anlamı olamazdı. Tarık ise yine beni en net görebileceği bir yere oturmuş yüzündeki o iğrenç huzurla beni izliyordu. "Geçecek güzel kızım, biraz daha sabırlı ol." Açık gözlerim kitlendi onun yüzüne, gözlerimi dahi kırpamıyordum o da bu fırsatı hiç kaçırmadan tam gözlerimin içine bakıyordu. Her seferinde beni o kadar hayrete düşürüyordu ki yaptığı şeyler, her seferinde bir insanın nasıl bu kadar acımasız olabileceğini düşündürtüyordu. "Sadece on iki saat daha Lâl, buna dayanabileceğini biliyorum güzel kızım." Kulaklarıma dolan cümleyi algılamakta zorluk çektim. Öleceksem bile bunun şu an olması için her şeyi yapardım, on iki saat boyunca bu acıyı çekecek olma fikri dehşete düşürmüştü beni. On iki saat bu acı için çok fazlaydı, öldürecekse bile bunu acısız yapmanın bir yolunu bulamaz mıydı? "Yalvarırım." Diye mırıldandım son kez, Tarık gözlerini gözlerimden ayırmadı. "Yalvarırım öldür beni, çok canım yanıyor." Bu ölecek gibi hissetmekten bile beterdi, bu yaşamaktan korkmaktı. Tarık tebessüm ederek olumsuz anlamda salladı kafasını, "olmaz güzel kızım." Bana güzel kızım demesinden nefret ediyordum. "Yaşayacak çok vaktin olacak daha, henüz ölmen için çok erken." Neden son olduğunu söylemişti peki? Yine mi kandırmıştı beni? Çektiğim acı katlandı, kaç dakikadır bu halde olduğumu bilmiyordum ama acım her geçen saniye daha fazla katlanıyordu. "Eğer yaşarsam" yutkundum "Eğer yaşarsam Tarık, bu senin felaketin olacak." Bu sözleri söylerken fazla düşünmemiştim. Böyle bir şey olmayacağının gayet bilincindeydim. Olur da yaşarsam yine Tarık’ın canını yakmak için herhangi bir şey yapmazdım. "Senin canını fiziksel bir acıyla yakmayacağım Tarık." Bu sözlerim onu güldürdü, sağlam bir kafada olsaydım ben de gülerdim kendime. "Sana bu dünyada cehennemi yaşatacağım. "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LÂL
General FictionGerçek aile hikayesi. Klasik demek istemiyorum ama galiba klasik, bu kurguyu o kadar çok okudum ki. Bir an karşıma çıktı ve bir anda nerdeyse yazılanların tamamını okudum. Aşırı sarıyor ve yazmak istedim. Daha fazla uzatmadan geçelim o zaman hanımla...
