Gerçek aile hikayesi. Klasik demek istemiyorum ama galiba klasik, bu kurguyu o kadar çok okudum ki. Bir an karşıma çıktı ve bir anda nerdeyse yazılanların tamamını okudum. Aşırı sarıyor ve yazmak istedim. Daha fazla uzatmadan geçelim o zaman hanımla...
15. Bölüm: Saklı Değil Bölüm Şarkısı: Stabil- İmpala: Korkma
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hayatın sunduğu bazı şeyler vardı; iyilikler kötülükler, sınavlar ve sınav sonunda kazandıklarımız. Kazandığım şeyler vardı elbet, kaybettiklerimin yanında beni yaşama heveslendiren umutlarım vardı. Bunu saysam o kadar fazla görünmezdi belki, 'abim' derdim sadece bugünlerde bu 'ailem' olarak değişmişti. Öyle çok şey sayamazdım belki ama bu benim bütün ömrüm boyunca umutlanmama yeterdi. O evden çıktıktan sonra daha çok umutlanmıştım daha çok inanmıştım, sınavımın bittiğini onca kötü şeyden sonra iyi şeylerin olduğunu bunun böyle devam edeceğini düşünmüştüm. Alışmıştım bu duruma, insan iyi şeylere kolay alışıyordu.
Ama şu anda o kadar da hayalperest hissetmiyordum kendimi, alıştığım şey acı olunca huzurlu bir ortam cennet gibi gelmişti bana şu an ise çıktığım cehennemin fragmanı yayınlanıyordu. Onca uğultunun içinde projeksiyon aletine yansıyan bedenimi görebiliyordum, kötü bir açıyla çok uzaktan çekilmiş bir videoydu ama hafızamda çok net yer edinen bir gündü. O aileden kurtulduğum ilk gündü, hastane koridorundan tek başıma titreye titreye çıktığım ilk gün, salonunda oturduğum eve giriş anımı ve o odada oturan herkesin bana olan bakışlarını ilk defa fark ediyordum.
Cesurum sanmıştım ama korkak girmişim o eve, yaşarken yıkılmam sansam da şimdi fark ediyordum ki zaten yıkılmıştım. Biraz daha inceledim videoyu, salonda oturuyorduk Yeliz hanımın gözlerinin altına gizlenmiş tiksinti ilk defa çarptı gözüme, 'gerçekten benim kızım bu mu?' Der gibi bakıyordu bana. İşin kötüsü buna sadece ben değil bu davete katılan bütün konuklar şahit olmuştu.
Yavaş yavaş gözümün önünde yine o belirdi; küçük Lâl. Beş ya da altı yaşlarındaydı karşımdaki hayali, bir şeyler söylüyordu bana. Oynattığı ağzına dikkat kesildim, salondan uzaklaştım davetten uzaklaştım ve sadece önümde beliren Lâli seyrettim. Söylediklerini anladım, beş yaşındaki bir çocuğun söylememesi gereken bir şarkıyı mırıldanıyordu.
Korkutur bedeni ölüm toprağı,
Korkuturdu çünkü o daha çok küçüktü.
Çok da fazla ben uzakta değilim
En kötü insan Fizan da değil
Her gece gelir o benim rüyamda dirilir
Sonra şu anki halim geçti onun karşısına, on yedi yaşımdaydım, daha güçlüydüm, çok daha güçlü bir kız olmuştum. Ona cevap vermek adına orada olduğunu anlamıştım, gördüklerimin bir yansıma olduğunu fark etsem de buna son vermek istemedim. On yedi yaşındaki Lâlin cevabına, o şarkının devamına ihtiyacım vardı, beş yaşındaki Lâlin buna ihtiyacı vardı.