Ayağa kalkmaya çalıştığımda üzerimde bir ağırlık hissederek geri yığıldım. Sanki biri beni kalkmamam için zorluyordu. Gözlerimi üzerimdeki ağırlığa çevirdiğimde başarısız bir kaçış girişiminde bulunduğumu anlamam zor olmamıştı.
Yine o evdeydim.
Tekli koltuğu dibime kadar çekmiş, erkek usulü bacak üstüne bacak atar vaziyette oturmuş, bir eliyle kalkmamam için karnıma baskı uyguluyordu.
Gözlerimi ona çevirip 'hayırdır' der gibi baktım, o da 'hayırsa hayır varsa bize de ayır' der gibi bana baktı. Karşılıklı romantik bir bakışmanın ardından sonunda konuşmaya tenezzül etmişti.
" Sorguladığım çok şey var Elis, mesela neden sonuna kadar açık kapı yerine balkondan kaçmaya çalıştığın gibi."
Yüzüm sinirden ve utançtan domatese dönmüş, kinle ona bakıyordum.
Sanane y*rram. İster havadan ister karadan kaçarım, SANANE!
Tabii ki bütün bunları içimden söyleyip, ona duygularımı başka şekilde açıkladım.
" Daha önce hiç birinden kaçmam gerekmemişti, ama görüyorum ki sen bu konuda epey deneyimlisin."
Bana zorbalayıcı bir kahkaha atmasının ardından, sözüne devam etti.
" Bunu düşünebilmek için deneyim olması gerekmez, Elis'ciğim. "
Kes lan sesini, çok bilmiş gibi bir de benimle dalga geçiyor. Hayatımda kaç defa birinden kaçtım lan ben!
Gözlerimi keskince yüzüne sabitleyip ona en sert bakışlarımı attım. Umarım ondan ne kadar nefret ettiğimi anlatabilmişimdir. Kucağımdaki hâlâ beni engelleyen eline önce tırnaklarımı geçirip tuttum, daha sonra boşluğa fırlattım, daha doğrusu fırlatmaya çalıştım. Fakat elini tam fırlatmak için bıraktığım esnada elini geri getirerek çenemi tuttu. Fazla sıkmıyordu fakat yine de çenemi ağrıtıyordu.
Eline geçirdiğim derin ve kanamaya başlamak üzere olan tırnak izlerini yüzüme doğru tutup konuştu.
"Öp."
Wtff!!! Ne diyordu lan bu lavuk! Daha sonra aklıma gelen şey ile hafifçe sırıttım, fakat belli etmeden.
"İyi,"
Soğuktan çatlamış dudaklarımı hevesle eline yaklaştırdım. Hamlemi yapmadan önce göz ucuyla ona baktığımda o da bana bakıyordu. Son bir piç gülüşü attıktan sonra ceylanın boynuna hamle yapan aslan gibi ben de dişlerimi eline geçirdim.
Nasıl da güzel bağırmıştı gönlümün katili..
O kadar çok kinle sıkıyordum ki, çenem artık kasılmaktan ağrımaya başlamıştı. Fakat bir anda ayağımda hissettiğim keskin acıyla dişlerimi elinden çıkarıp şiddetli bir şekilde bağırdım. Acının kaynağına baktığımda eli bacağımdaydı.
Bacağım, canım bacağım.. Düştüğüm yeri sıkıyordu piç!
Uyandığımdan beri farketmediğim ayağım şimdi kendini belli etmişti. Etmez olaydı. Dişlerimi çıkardığımda sıkmayı bırakmıştı. Fakat acısı hâlâ sürüyordu.
Şimdi o yaralarına bir öpücük kondurmaz mıyım ben!
Ayağımın acısına rağmen bir anda yattığım yerden ona doğru doğrulup hızlı bir hamle yaptım. Şu an ona yalnızca sarılıyordum, fakat yalnızca şu an.
Şaşkına dönmüş katilimizi kendine getirmek amacıyla elimi kazağının altına sokup bir anda tırnaklarımı pansumanlı yaş yarasına geçirdim.
Fakat bu seferki kükremesi dip dibe olduğumuz için mi ne, beynimin içinde yankılanmıştı.
Elime sıvı bir şey geldiğinde beni hızla koltuğa itip ayağa kalktı. Hafif inliyordu, fakat daha da acıdığı kesindi. Acısını baskı yaparak dindirmeye çalışıyordu fakat dinmeyeceği kesindi. Çünkü tırnaklarımı resmen etinin içinde kayarken hissetmiştim. Gözlerim elime kaydığında hepsi kan olmuştu. Ve o an koyu kırmızı ojenin bana ne kadar yakışacağını anlamıştım.
Ona baktığımda ise, maskesi ne kadar gizlese bile, ne kadar acı çektiği belli oluyordu. Eli yavaş yavaş kana bulanıyordu. O an gözlerimiz kesişmişti, o ölüm gibi bakıyordu, ben ise gülerek.
Geber aşkım💋.
Eveeet, 16 bölüm için yorumları alabilir miyimm👉🏻👈🏻
Yorumlarınızı okumak için sabırsızlanıyorum 🤭🤭
17. bölüm için takipte kalınn,
Seviliyorsunuzzz bay bayy 👋🏻 💋
