Katilin ağzından;
Bana katil diyorlar. Ama kimsenin sormadığı bir şey var:
Birini öldürmek mi daha ağırdır, yoksa birini göz göre göre koruyamamak mı?
Elis'in annesi... Onu ilk gördüğümde sırtında küçük bir çanta, elinde titrek bir hediye paketi vardı. Saat akşam yediydi. Söz verdiği gibi geldi.
Ama geç kalmıştı.
Ben o gece oradaydım. Kalabalığın arasına karışmış, silah elimde, doğru zamanı bekliyordum. Ama o gece ilk kez elim titredi. Çünkü hedefim, daha önce koruduğum bir kadındı. Geçmişimde iz bırakan bir kadın.
Ve bu işte titreyen eller hayatta kalamaz.
Kadın içeri girdiğinde, göz göze geldik. Bir şeyler fısıldadı bana, sesi çok kısıktı.
"Burada bir kızım var... Lütfen, o görmesin."
İşte o cümleyle elim titredi.
Kendimi geri çektim.
Ve ilk kurşunu başkası sıktı.
Ben değil.
Ama Elis'in gözünde kurşunun sahibi bendim. Çünkü o an annenin arkasında duran kişi bendim.
Ve sonra... babası geldi.
Sustu, hiçbir şey demedi. Sadece silahını doğrulttu ve beni vurmadı.
Kendi karısını vuran adamı -kendi tuttuğu adamı- susturdu.
Ben o adamın yerini almıştım. O yüzden suç bana kaldı.
Elis'in gözlerinde her şey basitti.
Annesi gelmişti, pasta vardı, mumlar vardı.
Ve bir anda... kan vardı.
Ama gerçek bu kadar sade değildi.
Senin için bir canı bağışladım o gece.
Ama öyle görünüyor ki...
Kendi canımı o gece sonsuza kadar tutsak bıraktım.
...
Odada bir sigara kokusu, kanla karışmış bir şekilde yüze çarpıyordu.
Elis, adımlarını usulca atıyordu. Her kıpırtısında zeminden çıkan gıcırdamalar, kalbindeki çarpıntıya eşlik ediyordu.
Yüzleşmeye hazır mı, emin değildi. Ama gelmişti işte.
Babasıyla... o adamla... konuşmak zorundaydı.
Elindeki mektubu sıkarak babasına doğru yürüdü. Fakat babası sadece yere bakıyordu. Yediği dayaklar kafasını bile kaldırmasına müsade etmiyordu.
"Hey..." dedi sadece.
İçinde hem pişmanlık, hem tanıyamadığı bir soğukluk vardı.
"Annemi sen mi öldürdün?"
Elis'in sesi ne kadar sakin çıkmaya çalışsa da, her hecesi boğazında düğüm düğümdü.
Adam cevap vermedi.
Sadece sustu.
Sessizlik, tokat gibi çarptı Elis'in yüzüne.
"SUSMA BABA!"
"Ne hâle geldiğimizi görmüyor musun! Neden bunları ona yaptın? Bize..."
Adam derin bir nefes aldı. Elis dolan gözlerini tutmaya çalışırcasına gözlerini tavana sabitledi.
"Sana zarar gelmesin diye sustum."
"Bunu kendini affetmek için söyledin."
"Ben o gün bir çocuk olarak sustum, şimdi bir kurban olarak bağırıyorum!"
Elis masanın kenarına yaklaşarak elindeki sıkmaktan buruşmuş mektubu masaya fırlattı.
"Bunun hesabını vereceksin. Belki adalete, belki bana. Ama bu korumaya çalıştığın kızın artık sessiz kalmayacak."
Adam gözlerini kaçırdı.
"O gece ben öldüm, Elis... Ama senin büyümen gerekiyordu. Bu yüzden hayatta kaldım. Ne kadar doğruydu, bilmiyorum."
Elis, sessizce başını salladı.
"Ben büyüdüm baba. Ama annemin mezar taşında hala 34 yazıyor. Ve ben her yıl pastanın mumlarını üflerken, onunla göz göze geldiğim son anı hatırlıyorum."
Kapıya yöneldi.
"Ben artık seni affetmek zorunda değilim. Sadece hatırlamak istemiyorum."
Elis, arkasını dönmeye yeltendiği sırada, babasının söylediği laflar üzerine olduğu yere sabitlendi.
" Kızım, bu konuşma bittikten sonra ne olacağını biliyorum. Bu yüzden sana şimdi bir şey demek istiyorum. "
Bir süre gözlerini birbirlerine sabitlemişlerdi. Ve sonunda söyledi.
" O senin gerçek annen de-"
Fakat babası lafını daha tamamlayamadan kafasına isabet eden kurşunla, sessizliğe çekildi. Artık tek duyulan şey akan kanın sesiydi.
Ve bir de katilin yaklaşan adım sesleri...
YAZDIM, SONUNDA BU BÖLÜMÜ DE YAZDIMM!!
Canım okurlarım, gerçekten yazmak artık çok zor geliyor fakat 3 günde bir atacağıma söz verdim..
Bu bölümden itibaren bölümler 3 günde bir gelecektir.
Şu ana kadar kitabın sizde bıraktığı izlenimleri öğrenebilir miyimm 👉🏻 👈🏻
3 gün sonra görüşmek üzereee 💞💖💋
