Akşam çökmüş, dışarıdaki çakallar bağırmaya başlamıştı. Güneşin batışını, kızılını kapkara geceye bırakışını, belki de gördüğüm son gün batımını izlemiş, şimdi de dakikaları sayarak zamanın gelmesini bekliyordum. Bu psikopat öyle bir psikopattı ki, her öğünü belli bir saat aralığında dakik bir şekilde bana haber veriyordu.
Öylece dalmış beklerken, bir anda duyduğum kapı açılma sesi ile nerdeyse nefes bile almaz olmuştum. İlk önce dört adım sesi, daha sonra da bir kapı tıklatma sesi gelmişti. Ve daha sonra onun sesi duyulmuştu.
- Hey, orda mısın?
Allah'ın gıcığı köpeğe seslenir gibi sesleniyordu, pic.
Odadan hâliyle bir ses gelmeyince sonunda kapıyı yavaşça araladı ve içeri adımladı.
İşte tam zamanı Elis, şimdi buradan kaçacağız ve artık seni öldüremeyecek.
Yavaşça saklandığım perdenin arkasından çıkıp hızla fakat tamamen sessiz adımlarla odasına doğru yöneldim. Aralık kapıyı elimle daha çok açarak içeri girdim ve kapıyı ardımdan belli olmaması için eskisi gibi örttüm. Daha önceki gelişimde dikkatli bakamamıştım fakat odanın renklerinden dolayı mıdır nedir, oda beni o kadar çok boğuyordu ki... Bir an önce buradan kaçmak için can atıyordum.
Tüm evde nedense sadece bir pencerede demirlik yoktu, o da katilin odasındaki pencereydi. En sonki gelişimde Emilia denen aptal ne kadar dikkatimi dağıtsa da, iki dakika odayı gözden geçirebilmiştim nihayetinde.
Hızla pencereye adımlarken tam yetiştim derken, ayağım yanlışlıkla yerdeki bir viski şişesine çarpıp şişeyi odanın öbür ucuna yollamıştı. O kadar çok ses çıkmıştı ki, işte şimdi ölümüm kesinleşmişti.
Koşarak pencerenin yanına geldim ve kulbunu yukarı çekerek pencereyi açtım ve hemen üzerine çıktım. Pencereyi açtığımda sıcacık tenime çarpan buz gibi soğuğu hissedince, montumu giydiğime bir kere daha şükretmiştim.
Ayaklarımı pencereden sarkıtıp kendimi ıslak çimenlerin üzerine bıraktım. Ve artık dışarıdaydım.
Arkama bile bakmaya tenezzül etmeden o evden uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşıp buradan defolmak için, tüm gücümle koşmaya başlamıştım.
...
Artık bacaklarımın ve karnımın ağrısından, bırakın koşmayı, yürümeye, hatta nefes almaya bile mecalim kalmamıştı. Aklım bana ne kadar uzaklaşırsam o kadar iyi olacağını söylüyordu fakat vücudum bunu artık kabul etmiyordu. Telef olmuştum, sırılsıklam olmuştum, fakat yine de bir gerçek vardı;
sonunda kaçmıştım. Şu andan itibaren işte ne olacağı tamamen meçhuldü. Gözlerim etrafta dolanıyor, belki bir umut sığınacak bir yer, yardım isteyecek bir el bulurum umuduyla etrafa bakınıyordu.
Son enerjimle birkaç adım daha ilerlediğimde ağaçların ardından, loş bir ışık bitâp düşmüş gözlerime itinâyla ilişmişti. Yüzüme düşen yağmur damlalarına eşlik edecek bir gülümseme oluşmuştu yüzümde. Sonunda, kurtuluyordum artık!
Adımlarımı hızlandırdım ve sonunda küçük, tahta ve loş ışıklardan oluşan, tamamiyle bir oduncu kulübesi olan bu evin önüne geldim. Evle aramızdaki tek engel, verandaya çıkan üç tane tahta, yıpranmış basamaktı. Ve şimdi onları özgürlüğe çıkar gibi çıkacaktım.
Basamakları çıkarken tahtalardan çıtırdama sesleri geliyordu ve bu da yağmur sesine karışıp gidiyordu. Basamakları çıktıktan sonra eski tarz, yine tahta olan fakat sağlam görünen bir kapı karşıladı beni. Kapının dibine geldim, soğuktan uyuşmaya başlamış elimi cebimden çıkarttım ve kapıyı yavaşça tıklattım.
Tık, tık, tık.
Ve kısa bir süre zarfı içerisinde kapı sonunda açılmıştı.
...
Selamlarrreee,
Kitap asıl şimdi başlıyor desem, n'apardınız??
Bir sonraki bölümü bu hafta içerisinde yayınlamaya çalışacağım, takipte kalın😉😉
Şimdilik benden bu kadardı, bir sonraki bölümde görüşmek üzere, tschüssssss🤎🍁🍂
