Geçmişin ağırlığı omuzlarına çökerken, içindeki o küçük kız haykırıyordu. Ama sesini çıkarmıyordu. Çünkü o artık büyümüş. Güçlü görünüyordu. Ama güçlü olup olmadığını ben belirlerim.
"Anlat, anlat artık! Bilmek istiyorum, her şeyi, her bir detayını!"
İşte o ses. Korkuyla karışık öfke. Asıl istediğim de bu. Korksun. Sinirlensin. Kendini kaybetsin. Çünkü kontrolünü kaybettiğinde, onun kim olduğunu anlayacaktım.
“Çünkü hesabımız kapanmadı.”
Kaşlarını çattı. Parmakları titriyor ama kendini sakin tutmaya çalışıyordu.
Komik. İnsanlar, unuttuklarını sandıkları şeylerin onları nasıl yönettiğini fark edemezler. Elis de öyle. Geçmişinden kaçabileceğini sanmıştı. Ama bazı hikâyeler yarım kalmaz. Hele ki benim hikâyem…
"Ne hesabı? Annemi öldüren sendin! Babam seni vurdu ve… ve…"
Yutkundu. Bir şeyler eksik. Hafızasında boşluklar vardı. Babasının onu nasıl korumaya çalıştığını hatırlıyor mu? Yoksa gerçekleri parça parça mı birleştiriyor?
“Peki ya sonra?"
Ona adım adım yaklaşırken, sorduğum sorular cevapsız kalıyordu.
“Sonra ne oldu Elis? Hatırlıyor musun? O gün aslında ne olduğunu gerçekten biliyor musun?”
Gözbebekleri büyüdü. Bir anlığına geçmişin kapıları zihninde açılıyor gibiydi. Kafasını iki yana salladı. Hayır. Hatırlamak istemiyordu.
Ama hatırlayacak.
Çünkü bu hikâyeyi onun için yazan bendim. Ve yarım kalan hikâyeleri hiç sevmem.
Elis’in nefesi düzensizleşti. Gözleri bir anlığına bulanıklaşıyor ama sonra hemen toparlanıyordu. Kaçmaya çalışıyordu. Ama kaçamazdı.
“Ne anlatmaya çalışıyorsun?”
dedi, sesi çatallıydı. Öfkeli ama içinde korku vardı. Öyle bir korku ki, ona bile ait değilmiş gibi. İçine sonradan yerleştirilmiş bir bomba gibi. Ve ben o bombanın pimini çekmek üzereydim.
“Sana bir şey göstereceğim.”
Cebimden eski bir fotoğraf çıkardım. Kırışmış, zaman aşındırmış ama üzerindeki görüntüler hâlâ net. Pastanın başında Elis, annesi ve babası vardı. Ama en arkada… silik bir gölge. O gölge bendim. Ve onun da fark etmesi için fotoğrafı yüzüne doğru kaldırdım.
Elis’in gözleri büyüdü.
“Bu... Bu fotoğraf nereden…?”
“Oradaydım. Sen beni hiç fark etmedin. Ama ben seni hep gördüm.”
Titriyordu. Elleriyle başını tutuyor, bir şeyleri hatırlamaya çalışıyordu. Ama boşuna. Çünkü hafızasıyla ben oynamıştım. Geçmişin karanlığına attığı anılarının ipleri benim elimdeydi. Ve şimdi, o ipleri çözme zamanıydı.
“Babana sor.” dedim sakince.
“O gece gerçekten ne olduğunu sor.”
Bir adım geri çekildi. Nefes nefese kalmıştı. Beni unutmuş olabilir. Ama babasının hafızasından silemezdi beni. Çünkü ben, onun en büyük günahıydım.
Ve günahlar, er ya da geç, sahibine geri dönerdi.
Elis, fotoğrafa bir kez daha baktı. Parmakları titriyordu. O geceye dair hatırladığı her şey, beyninde birbiriyle çarpışıyor olmalıydı. Ama en çok da fotoğrafın arka planındaki gölge rahatsız ediyordu onu. Ben.
“Yalan söylüyorsun.” Sesini sertleştirmeye çalışıyor ama nafile. Korkusunu saklayamıyordu.
Gülümsüyordum. “Babanın da söylediği yalanlar gibi mi?”
Bu cümle, sanki içindeki her şeyi tuzla buz ediyordu. Bir adım geri çekiliyor ama gözlerini benden ayıramıyordu.
“Babam bana asla yalan söylemez.”
Bu cümlede, bir çocuğun babasına inanma isteği vardı. Ama aynı zamanda bir şüphe de gizli. O geceyi hatırlayamadığı gerçeği zihninin içinde yankılanıyordu. Babasının ona anlattıkları ile kendi hatırladıkları arasında boşluklar vardı. O boşlukları doldurması gerekiyordu.
“Öyle mi?” dedim, adım adım ona yaklaşırken. “O halde neden annene yardım etmedin, Elis? O gün, o masa başında, annen kanlar içinde yatarken neden yerinden kalkamadın?”
İçini çeken bir nefes aldı. Hatırlamıyordu. Hatırlamıyorsa, babasının anlattıklarına inanmak zorunda kalırdı. Ve işte, asıl tuzak buradaydı.
“Bence babana sormalısın. Onun bir katil olup olmadığını.”
Gözleri kocaman açıldı. O anda, dünyası altüst olmuş gibiydi. O gece annesini öldüren kişinin ben olduğumu sanıyordu hâlâ. Peki ya yanılıyorsa? Ya o gece başka bir gerçek daha varsa?
Elis’in zihnindeki kaosun keyfini çıkarıyordum. Çünkü ben sabırlıydım. O ise, neyi hatırlayıp neyi unutması gerektiğini bilmiyordu.
Ama öğrenecekti.
Çünkü geçmiş, ne kadar kaçarsan kaç, peşinden gelmeyi asla bırakmazdı.
Elis’in soluğu sıklaşıyordu. Yüzünde şüphe, korku ve inkâr iç içe geçmiş halde idi. Babasının bir katil olabileceği fikri, zihninde bir fırtına gibi dönüp duruyordu. Ama bunu kabul edemezdi. Şu an değil.
“Sen... yalan söylüyorsun.” diyip duruyordu, sesi titrekti. Ama gözleri... gözleri çoktan sorgulamaya başlamıştı bile.
“Gerçekler yalan gibi görünüyorsa, bu sadece anlatıcının kim olduğuna bağlıdır.” diye kulağına fısıldadım. Ona iyice yaklaşmıştım. Yüzündeki ter damlacıklarını görebiliyordum artık.
“Babana sor, Elis. Sor ki, hangimizin daha iyi bir anlatıcı olduğunu öğren.”
Kafasını hızla iki yana sallıyordu. Kabul etmek istemiyordu.
“Benim babam...” Cümlesi havada asılı kalıyordu. Çünkü ne diyeceğini bilmiyordu.
“Senin baban ne, Elis?” diye soruyordum, gözlerinin içine bakarken.
“İyi bir adam mı? Masum biri mi? Yoksa sana anlatmadığı bir şeyler mi var?”
Elis, tüm gücünü toplayarak irkilmiş bedenini dikleştirdi.
“Benim babam, annemin katilini vurdu.” dedi. Ama bu defa sesi öyle güçlü çıkmıyor. Daha çok, kendini ikna etmeye çalışır gibiydi.
Gülümsedim.
“Öyle mi?”
Cebimden başka bir şey çıkardım. Bir mektup. Kenarları buruşmuş, köşeleri eskimişti. Üzerinde annesinin el yazısı vardı.
“O gece, annen sadece senin için gelmemişti, Elis. Sadece bir doğum günü hediyesi getirmemişti. Bir sırrı da yanında taşıyordu. O yüzden öldü, zorunda kaldı.”
Elis’in gözleri mektuba takılı kalmıştı. Ona uzattım ama almaya cesaret edemiyordu. Gözlerini benden ayırmadan geri adım attı.
“Bunu nereden buldun?”
“Önemli olan nereden bulduğum değil, önemli olan senin bunu bilmemeni isteyen birinin olması.”
Elis, kelimenin tam anlamıyla yıkılmış gibi görünüyordu. Tüm hayatı boyunca inandığı şeyler, tıpkı eski bir aynanın parçalanışı gibi birer birer dökülüyordu. Ama bu daha sadece başlangıçtı.
Çünkü geçmiş, sadece hatırladıklarınla değil, unutmaya zorlandıklarınla da şekillenir. Ve Elis’in hatırlaması gereken daha çok şey vardı.
Ben geldimmmm.
Neredeyse 3 hafta oldu amaaa değer miydi, bence değerdi.
Sonunda uzun bir bölüm, olaylar karışık, çok yakında yeni bölümde gelişmelerle,, sizlerle tekrardan buluşacağızz. 🫶🏻🫶🏻
Sizleri cokk seviyorum, sağlıcakla kalın💞💋💋🤍
