Sonunda boğulduğumu fark ettiğimde çırpınıp yukarı çıkmaya çalıştım. Fakat sanki ben çırpındıkça su bir bataklık misali beni içine çekiyordu.
Artık nefessizlikten yavaş yavaş gözlerim kararmaya başlamıştı. Göz kapaklarımı son bir defa açmak için diretirken loş bahçe ışıklarının üzerine yansıdığı, babamın kanıyla bulanmış kocaman bıçağını bana doğru uzatmıştı.
Bu şerefsizliğin kaçıncı seviyesiydi bilmiyorum ama elimi son bir dirençle bıçağa doğru uzattım. Ve tuttuğumda elimde keskin bir acının etkisiyle su yüzüne bir hışımla çekildim.
Nefes alışverişlerim başta kalbimi, daha sonra da elimdeki derin yarayı sızlatıyordu. Soğuk parkelerin üzerinde cenin pozisyonunda yatıyordum. Soğuktan bedenim tir tir titriyordu. Nefes alışverişlerim düzeldiğinde kafamı çevirip hala başımda bekleyen katile baktım. Yavaşça eğilip yüzündeki çirkin maskeyi kulağıma yaklaştırdı.
" Acı, çaresizlik ve üşümek. Bunlar sana tanıdık mı yabancı mı Elis? "
Biraz sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes alıp söyleyeceklerine devam etti.
" Her kız çocuğu bir 'baba'yı hak eder fakat her baba bir kız çocuğunu hak etmez. Ve sen, o kız çocuğunu hak etmeyen bir babanın kızısın. Onun hatalarının bedelini, sen ödeyeceksin küçüğüm. "
Ayağa kalkıp bıçağı tekrardan bana uzattı. Bıçağın kör tarafından sertçe iterek nefretle suratsız maskesine baktım.
" Bıçağın sana girsin. Senden gelecek yardımı sikeyim. "
Sinirimi yüzüne kusarken o aptal maskenin altında ne tepki verdiğini ne yazık ki göremiyordum. Bu da bir sonraki hamlesini benim için belirsiz kılıyordu.
Fakat bir anda elini saçlarıma doğru attı. Çok korkmuştum nedense. Saçlarım benim için çok değerliydi. Kendimi yalnız hissetmiyordum. Sırtıma hafif dayanmış kumral saçlarım her omuzlarıma dokunduğunda kendimi rahat hissediyordum.
"Lütfen saçımı çekme!"
İstemsizce ağzımdan bu cümle çıkmıştı. Saçlarım, yıpranmasın diye maşa bile çekemediğim saçlarım...
Aksine, o saçlarımı okşamaya başlamıştı. Ben ise şok olmuştum. Babamın içmişken kıyıp kopardığı saçlarımı, elin katili okşuyordu. Sen katilsin be, kendine gel!
" Neden öyle tepki verdin? Baban hiç saçlarını okşamadı mı? "
Sorduğu soru karşısında büyük bir hüzün dalgası suratıma vurmuştu. Hayır, okşamamıştı.
Sessiz kalışımın ardından aniden ayağa kalkıp bana baktı. Tam konuşacağım esnada birden bana doğru eğilip beni bir hışımla omzuna aldı.
" Hem katilsin hem sapıksın, indirsene lan beni! "
Bu sözlerimin üzerine mırıldanarak ufaktan sövdüğünü duymuştum. Bu durumda bile bir insanı sinir etmek o kadar hoşuma gidiyordu ki.. Fakat aklıma tekrardan babamın kanlı görüntüleri düşmüştü. Ellerimi nefretle yumruk yapıp deli gibi bağırarak sırtına vurmaya başladım. Resmen küçük çocuklar gibi ağlayıp debeleniyordum. Belki biri beni duyar umuduyla.. Ve sanırım katil bundan hiç hoşlanmamıştı. Beni aniden yere indirip bir eliyle kazağımın yakasını kavramıştı. Ben ise yalnızca korkuyla ona bakıyordum. Bağırıp yardım çağırmak istiyordum ama ölmekten de korkuyordum.
Bir süre sinirle soludu. Ve yakamı hiçbir şey demeden bıraktı. Çok garipti. Ben olsam beni çoktan bıçaklamıştım yani. Fakat o yalnızca bana bakmakla yetinmişti.
Bu sefer eldivenli eliyle yaralı elimi sıkıca kavramıştı. Acı dolu bir inlemenin ardından eline bir yumruk geçirdim. Ve tabi sonunda elimi bırakmıştı. Fakat bu sefer diğer elimi tutmuştu ve beni çekiştire çekiştire evin arka kapısına getirmişti. Ve buranın tek çıkışı, ormandı.
Selamlarr, nasılsınız sevgili okurlar?
Nedense bu kitabı yazmak bana o kadar zor geliyor ki... Bana sadece bir iki motivasyon yorumu yapar mısınız?🥹 Sizleri çok seviyorum 3. Bölümü en geç 2-3 güne yayınlarım, umarım. 3. Bölümde buluşmak üzere, tschüssss❤️🩹💋
