Ben henüz başımı kaldırmamışken onun sinirli sesini duymamla yerimde zıplamıştım.
"Gece gece niye ayaktasın?"
Kafamı zar zor kaldırmış, bu sefer de farklı, siyah bir kar maskesi takmış suratına bakıyordum.
" Bakıyorum da tarzını değiştirmişsin."
Derin bir nefes aldığını duymuştum. Bir tık sınırlarımı mı zorluyordum ne?
" Şey için uyanmıştım ya,"
Gözlerimi maskenin deliklerinden bana bakan keskin gözlere çevirdiğimde yutkunmadan edemedim. İlk defa gözlerini görüyordum ve o, çok keskin, korkutucu ve siyah bakıyordu.
" Ne, için?"
Uzun bir kararsızlık sürecinin ardından sonunda şap diye söyleyiverdim.
" Kıyafet lazım."
Uzun uzun bana bakıyordu. Ben ise o hariç her yere bakıyordum.
Biraz bekledikten sonra arkasını dönüp bir şey bile demeden kapıyı suratıma şaakk diye kapattı. Ben ise şok içinde şu an yaşadığım olayı sindirmeye çalışıyordum. Ne yapmıştı nne?? Suratıma kapı çarpmak ha? Hem de yalnızca kıyafet istemişken..
Sinirle arkamı dönüp odama doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda bir kapının daha açılma sesi geldi. Bir hışımla arkama döndüğümde elindeki kıyafetlerle yanıma geldi ve hepsini elime tutuşturdu.
" Şimdilik bunları giyin, yarın seninkileri getiririm."
Bir verdiği kıyafetlere bir de ona bakıyordum. O ise öylece dikilmiş içeri girmemi bekliyordu.
Sonunda arkamı dönüp az önce açtığım kapıdan içeri girdim ve kapıyı kapattım. Tamam, bu sefer önyargılı olan bendim amma, kapıyı suratıma kapatmak ne?
...
Yeni kıyafetlerimi giyinip aynadan şööyyle bir kendime süzee süzee baktım. Taş gibi hatundum bee. Giydiğim çuvala baktım ve kazağı sütyenimin altına sokuşturup kendime göre ayarladım. Evet o klasik hareket.. Kombinim güzelse overthinkim de güzeldir. Kendimi böyle daha uyumaya hazır hissediyorum sorgulamayın. Alttaki eşofman da o kadar boldu ki foşur foşur esiyordu. Tam da yaz için idealdi. Fakat şu an kıştaydık diye pek bir avantaj sağlamıyordu orası ayrı konu.
İplerini iyice sıktıktan sonra sonunda temiz temiz uyuyabilirdim. Fakat sonra gevşek daha mutlu olduğumu fark ettim ve iplerini tekrardan çözdüm. Yatağa zıplayarak bir iniş yaptım ve yorganın altına girdim. Madem buradaydım, ben de moralimi bozmadan sakince düşünecektim. Korkunun ecelime bir etki sağlamadığı apaçık ortadaydı.
...
Henüz uyku yavaş yavaş bedenimi ele geçirmeye başlamışken, odamın penceresinin perdesinin açık olduğunu farkettim. Şu an onca şey arasından bir de çocukluk travmamla uğraşamazdım. Hemen ayağa kalkıp pencerenin yanına gittim. Perdeyi kavrayıp sertçe çekecekken dışarıdaki bir hareketlilik dikkatimi çekmişti. Neden baktığım esnada hareket edesi gelmişti ki!
Korkularımı azıcık da olsa bir kenara bırakmaya çalışıp hareketliliğin olduğu yöne odaklandım. Simsiyah bir şeydi ve ormana doğru gidiyordu. Formu insana benziyordu ve elinde tuttuğu şey metalimsi bir yansıma yapıyordu. Evet, tanımıştım. Bu bizim katildi la. Radarıma yakalanmıştı bir kere.
Demirliklerden tam göremesem de katile kilitlendim. Gece gece nereye, elinde bir bıçakla giderdi ki? Tabi hemen aklıma evin boş olduğu geldi ve koşarak kapıya yöneldim. Kapıyı açıp koridora çıktım ve bir anlığına katilin kaldığı odanın kapısıyla bakıştım. Acaba diyorum, açık mıdır?
Yavaş ve temkinli adımlarla kapının eşiğine yürüdüm.
Açsamıyd-
Elimi kapı koluna atıp hızla aşağı indirdim ve buff!
Kapı kilitliydi.
Yani ne bekliyordum ki? Mal gibi kapıyı açık bırakmasını mı?
Yani o kadar katil olmuş, kapıyı açık bırakacak kadar salak olsaydı gözümden düşerdi.
Hayal kırıklığıyla mutfağın yolunu tuttum. Dolaba bakınırken gözüme Hüptirik kutusu çarpmıştı.
Evet, akıllarda o soru;
Ne alaka?
Katil de arada canı sıkılınca benim gibi hüpletiyor sanırım. Düşünsenize, katilsin ve cinayet işledikten sonra oturup hüptirik hüpletiyorsun.. Dertli dertli..
Kutudan iki üç tane dızlayıp belli olmasın diye paketleri kutuda dağınık koydum. Ve daha sonra salona yöneldim. Burada ne televizyon vardıı, ne de telefonum. Bu yüzden sehpadaki iskambil kağıtlarını kapıp sehpanın başına geçtim. Elime iki tane alıp duvar yaptıktan sonra çatısını koydum. Ve bir süre böyle boyunca, dize dize kulem baya uzamış, so perfekt olmuştu. Tam son çatıyı koyacakken birden esen bir rüzgarla tüm emeğim gözlerimin önünde yerlere serilmişti. Elimde tek kalan kağıtla rüzgârın estiği yöne doğru döndüğümde maskesinden ve kıyafetlerinden kan damlattığı için yerde ufak bir göl oluşturmuş, elindeki kocaman kanlı bıçakla beni izleyen katile bakıyordum.
O da bana...
Bölüm neden bu kadar geç geldi diye sorarsanız, bilmiyorum. İlham belirli saatlerde veya günlerde geliyor. 🤧🤧Sizde de bu oluyorsa beni anlayacağınızı düşünüyorummm.😸😸😞
Her neyse bana destek çıkan, kitabıma bir şans verip okuyan tüm okurlarımı buradan çok çok çokkk öpüyorum. Kendinize iyi bakın, dikkat edin. Tamam mı?
Sizleri çok seviyorum 8 bölümde görüşmek üzere,
A Prestooo 😽😽
