Zaman, sanki gözümün önünde bana tüm anılarımı tek tek yaşattırıyordu. Eve girişim, babamı görüşüm, onun ortaya çıkması, geri sayışı...
Hepsi tek tek gözümde canlanırken pencerenin arkasından bakan katile bakakaldım.
Tekrar buradaydı, beni bulmuştu.
Sulu gözlerimi yanımdaki adama çevirerek yardım et dercesine ona baktım. Kaşlarını çatmış, yüzüme bakıyordu.
" Yardım et."
Yalvarırcasına kısık çıkan sesimle daha da ciddileşmiş, aniden ayağa kalkmıştı.
"Üst kata çık!"
Şu an hiçbir şeyi düşünemeyecek kadar çaresiz ve yapayalnızdım. Bu yüzden dediğini ikiletmeden koşarak üst kata çıktm. Bana kalmamı söylediği odaya hızla girerek kapıyı kilitledim ve ne yapacağımı kara kara düşünmeye başladım.
Nereye saklansam beni bulamazdı?
Aklıma gelen bir fikirle koşarak kilidi açtım ve koridora çıktım. Karşıdaki kapılardan birini açıp pencereye koştum ve pencereyi açıp tekrardan geri döndüm ve kapının iç tarafından kilidi alıp dışarıdan kilitledim ve kilidi kapının altından içeri yolladım. Daha sonra koşarak ilk girdiğim odaya girdim ve kapıyı kilitlemeden kapattım. Ve son olarak, yatak başlığının arkasına geçip perdelerle üstümü kabaca kapattım. İşte şimdi beni bulamazdı.
O sırada aşağıdan yükselen seslerle yerimden hopladım. Hemencecik konuşmalara kulak verdim.
" Nerede?"
Bu, o'nun sesiydi. Bu sesi artık nerede duysam tanırdım.
Kesilmeyi bekleyen koyun gibi oturduğum yerde ecel terleri dökmeye başlamıştım çünkü söylediği şeyler hiç hayra alamet değildi.
Ve seslere bana evini açan adamın sesi de karıştığında, gerçek anlamda bir şok dalgası bedenimi sarsmıştı.
"Yukarıda."
Demek hepsi yalnızca göz boyasıymış, bütün o ilgili tavırları, misafirperverliği...
Hepsi bir numaraymış. Gerçekten artık salak olduğum o kadar çok yüzüme vuruluyordu ki, ne yaşasam hakederim.
Kurtulma şansım, onlar merdivenleri çıkarken tek tek azalıyordu. Demek kaçacağımı biliyordu ve önceden önlemini almıştı ha... Tam bir piçti. Bunu ölene kadar dile getirsem azdır ona.
İkisi de üst kata çıkmış, kapının önüne gelmişlerdi. Kapım, yavaşlatılmış gibi biri tarafından üç kere tıklatıldığında, kalbim ağzımdan çıkarcasına göğsüme çarpıyordu. Ve yine o adamın sesi duyulmuştu.
"Onu öldürmeyeceksin, değil mi?"
Öldürecek olsa bile ölmeden önce ben seni öldüreceğim aptal sahtekar.
Kapı yavaşça açıldığında, yolda gördüğünüz heykellerden tek farkım demir olmamam olabilirdi. Nefes bile almaya götüm yemiyordu.
Adım sesleri sadece bir kişiye aitti. Ve yavaşça buraya geliyordu. Gözlerimi yumup her şeyin bir rüya olmasını diledim. Fakat yalnızca diledim. Adım sesleri yatağın yanında bittiğinde bir adım daha atsa yatak başlığının arkasındaki beni görmesi an meselesiydi. Neyse ki o adımı atamadan satıcı, aptal ortağı olduğunu düşündüğüm adam, sonunda kilitli kapıyı açmaya çalıştı ve kapının kilitli olmasıyla tüm dikkatleri oraya çekti.
"Burası kilitli değildi."
Öyle miymiş, seni zeki aptal bozuntusu.
Adım sesleri tamamen yanımdan uzaklaştığında nefesimi derince içime çekip rahatlamaya çalıştım. Çünkü şimdi yapacağım şeyle, o beni öldürmese ben kendimi öldürebilirdim.
Onlar orada kapıyı zorlayıp orada olmayan benle konuşmalar yaparken, sonunda tekmelere dayanamayan kapının duvara sertçe çarpmasıyla, zamanın geldiğini anlamıştım. İşte şimdi, kaderimin ipleri elimdeydi.
Kafamı hafifçe çıkartıp açık kapıdan koridora baktım. İkisi de odada beni arıyorlardı. Ses çıkarmamak için sergilediğim üstün çabalarla, sonunda çıkmış, arkamda duran cam kapıyı açıp balkona çıkmıştım. Aşağı baktığımda, yaşama ihtimalimi ölçmeye çalıştım. Ellide elli. Bence iyi bir sonuçtu.
Ayaklarımı demirliklerin öbür tarafına alıp beklemeye başladım. Hadi, gel artık cesaret!
Ve adımın gökleri inletecek derecede bağırılarak söylenmesi üzerine bir anda kendimi aşağı bıraktım. İşte sonunda atlamıştım. Tek sorun, bir bacağımı hissetmiyor oluşumdu.
Eveeeet sayın okurlar; nasıl buldunuzzzz??
Bölümlerin geç geldiğini biliyorum ve elimden geldiğince bir haftayı tamamlamamaya çalışıyorum ama napiyimmm.
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi, devamı için haberdar olmak istiyorsanız takip etmeyi, unutmayınn!
16. Bölümde görüşmek üzere👋🏻👋🏻👋🏻
