Karşımdaki adam, elindeki kalın iplerle ve yüzündeki şeytani bakışlarıyla tam 1 metre ötemde durmuştu.
Bağırmaya çalışmıştım, sesim içimde bir yerde kayboluyordu, çıkmıyordu ağzımdan bir türlü. Onun bakışlarına bakılırsa bugün öleceğim kesindi.
Aniden taş kesilmiş bedenimi elindeki iplerle üzerime atlayıp, sarıp sarmalamıştı. Ben demiştim, bu güzel günler normal değil.
Sanki bir anda hareket kabiliyetimi yitirmiştim resmen. Beni bağlıyordu fakat kıpırdayamıyordum bile. Sonunda sesim açıldığında tüm gücümle bağırdım. Sesim, onun yüzüm kadar gelen elinin içinde boğulup gitmişti.
Sırtında debelenmekten, ağlayıp sızlanmaktan başka hiçbir şey elimden gelmiyordu. Bu sahneyi en son Karan'layken yaşamıştım fakat bu sefer merhamete dair en ufak bir şey bile hissetmiyordum.
Hava zaten iyice kararmıştı, ormanın içine ilerledikçe ilerliyordu. Sonum bu sefer gerçekten de vahimdi.
...
En sonunda ağlamaktan ölüp bitmiş iken, bulanık gören gözlerimle durduğumuz yere baktım. Şu an sadece adamın pantolonu ve beton yer görünüyordu. Sanırım, bir hangara gelmiştik.
Omzunda duran tepetaklak ben ile kapıyı ne kadar kilitlerden kurtarmak zor olsa da bir şekilde başarıp kocaman demir kapıyı açıp içeri girmişti. Ve tabiki de benimle beraber.
Sonunda beni sırtından indirdiğinde, ayaklarım henüz yere değmeden bir sandalyeye oturtmuştu. Ellerim ve ayaklarımı da çoktan bağlamaya girişmişti bile. Ben çırpındıkça bileklerimi daha çok ve daha çok sıkıyordu. Resmen kemiklerime kadar ulaşmıştı ağrısı.
Şu an tek dileğim, her ne kadar benzer durumları onunla yaşamış olsam bile, Karan'ın burada olmasıydı. Gerçekten, şu an ona çok ihtiyacım vardı.
Oturduğum yerden etrafıma baktım, tam karşımda çömelmiş, ciddi bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Bir süre öyle geçmişti. Ve en sonunda konuşmaya karar vermişti.
" Merhaba, tekrardan Elis. Beni hatırladın mı? "
Yüzüne pürdikkat odaklanmıştım. Hayır, hatırlamamıştım. Ama böylesine şeytani bir yüzü görmüş olsaydım kesin hatırlardım.
"Hayır."
Yüzünde yalancıktan bozulmuş gibi bir ifade belirmişti. O kadar sinir bozucu yapmıştı ki..
" Doğru, hatırlamaman çok normal. Çünkü en sonki karşılaşmamız sen 1 yaşındayken olmuştu. Ve senin yüzünden de son olmuştu."
Konuyu nereye bağlayacaktı, beni nereden tanıyordu? Onu dinlemekten başka çarem varmış gibi dinlemeye devam ettim.
" O biricik annene çok güvenme, sahi, o senin gerçek annen bile değil ki! O yalnızca bir orospudan başka bir şey değil. Bakıyorum da çirkin babana çekmişsin, Elis. Benim kızım olmadığın çok belli. "
Söyledikleri hakkında gram fikrim yoktu, fakat dediğine göre, ortada bir aldatma söz konusuydu.
Arkasını dönüp masadan kaptığı bir bıçakla tekrardan bana doğru dönünce korkuyla ona bakakaldım.
Delirmiş gibiydi, gözleri kıpkırmızı, kurbanı için sabırsızlıkla bekliyordu.
" Söyle bakalım, Elis. Orospu anneni mi daha çok seversin, yoksa annenin evli olduğunu bile bile, onunla gizli ilişki sürdüren, bana 'sahte baba' rolü yaşatan babanı mı? "
Elindeki bıçağı bacaklarımdan birine fazlaca yakın tutuyordu. Keskin ucu bacağıma değmek üzereydi. Sandalyede küçüldükçe küçülüyordum. O da yaklaştırdıkça yaklaştırıyordu.
" Senin kızım olmadığını öğrendiğimde şanslısın ki, 1 yaşını doldurmuştun. Yoksa çoktan sen de o orospuyla beraber uçurumu boylamıştın. "
Duyduklarım bir şaka olmalıydı. Ne demek o benim gerçek annem değil, ne demek çoktan uçurumu boylamıştım? Gerçek annemi uçurumdan aşağı mı atmıştı bu psikopat herif?
Bunların hepsi yalnızca korkmam için yapılan bir oyundu, başka açıklaması olamazdı.
Ya, gerçekse?
Bacağımda hissettiğim keskin acıyla yerimden zıpladım, bıçak daha derine batmıştı. Ben hareket ettikçe elini biraz daha sıkılaştırıyordu. Bacağıma bıçak saplamıştı resmen!
Ve gitgide aşağı doğru iniyordu, acı o kadar dayanılmazdı ki, en son hatırladığım şey, güçlü bir gürültü patlaması olmuştu. Ve sonrası ise karanlık...
Geldiiiii, buyruuuoaann😋😋
Bu arada 30k yı geçmişiz hayırlı olsun loeeewwww 🤠🤭🥳🥳🥳💐
Diğer bölümmm, pekkk yakında...
Görüşmek üzereee 💞😘😘
