Herkese merhaba! Nasılsınız, keyifler nasıl, oruçlar nasıl gidiyor?
İyi diyelim iyi olalım benden de işte. İş arama sürecindeyim yine ve yine. O yüzden bana lütfen dualarınızı eksik etmeyin yalvarırım.
Hikayemizle ilgili öneri ve isteklerinizi bu alana yazabilir misiniz? Yavaş yavaş finale doğru gidiyoruz çünkü. Gidişattan memnun mu herkes?
Hikâyemiz bu arada 15K okunma ve 2.1K oy ile devam ediyor. Yakında CünZey ya da Darmaduman Kerem veya Bir Litre Gözyaşı Mahir ile Zeynep'in hikâyesi gelebilir. Şimdiden burada belirtin bakalım, yazsam okur musunuz? En çok hangisi olsun istersiniz? Biraz oy çokluğuna biraz da kendime göre bakacağım aslında bende tam karar veremedim açıkçası.
Bir yandan çok farklı kurgum var bu biraz daha genel yani Mert Yazıcıoğlu veya Mina Demirtaş'tan bağımsız genel bir kurgu olacak ama bu kitle benim genel romanımı okur mu, kitlemi oraya çekebilir miyim emin değilim. Uzun zamandır hayalim olan bir şeyi yapmak istiyorum.
Her neyse, çok içimi döktüm. Bölümleri elimden geldiğince uzun uzadıya yazmaya çalışıyorum.
Bölüm şarkımız; Sezen Aksu - Güllerim Soldu. 🥀 kesinlikle öneriyorum. Oy sınırımız yeniden 50. Yıldızımızı parlatmayı ve bol yorum yapmayı unutmayın.
Keyifli okumalar. 💜
•🦋
Elimdeki torbayla içeriye girip kapıyı kapatır kapatmaz salona geçip gecenin ilerleyen saatlerini açtığım bira şişesi ve kasetçalardan gelen müzikle devam ediyordum.
Zeynep'in hayal kırıklığı dolu gözleri gitmiyordu aklımdan. Her şey çok güzelken, bir gün öncesine kadar biz çok mutluyken hatta ondan doğum günü hediyemi yani öpücüğümü almışken birden bire mi aklına gelmişti olamayacağımız?
Yavaş yavaş sarhoşluk bedenimi ele geçiriyordu. Bizi buluşturan o Sezen'in sesi şimdi kırılan kalbimi onarmaya dahi yetmiyordu.
"Güllerim soldu, kaldırımlarda
Gonca yüklü dallarıma ayaz vurdu
Demlerim oldu, son akşamlarda
Bir nefeslik duraklarda çiçek açtım.
Bir tek sana güvenmiştim.
Öncem yoktu, sonram yoktu.
Soyundum, sevinç giyindim.
Sevinmek sanki suçtu. "
Şarkıya ağlayarak eşlik ederken çalan zille birlikte bir küfür savurdum. Kimdi ki şimdi bu diye söylene söylene kapıya giderken, içimdeki ses bir umut, 'Ya Zeynepse? ' diye aklıma girdiğinde adımlarımı hızlandırarak kapıyı açtım. Karşımda gördüğüm kişiyle yüzümü buruşturmam bir olmuştu. Hayallerim bir kez daha kırılmıştı.
Işık gelmişti. Umursamadan tekrar içeriye girerken salondaki koltuğun dibine çökerek şişenin dibini görmüştüm. O sırada Işık yerdeki şişeleri toplamaya çalışıp söyleniyordu.
"Ne bu hal Sinan, kendine gel. Bir kız için değer mi?" oflayarak başımı tuttum.
"O kız dediğin kişi Zeynep. Benim tek sevdiğim kadın. " Işık bozulsa da yere çöküp yanıma oturdu ve yönünü bana dönerek konuşmaya başladı.
"Peki şimdi nerede o sevdiğin kız? Ha? Bak yok. " sinirle derin bir nefes alarak başımı tuttum ve konuştum.
"Işık hiç halim yok görüyorsun. " Işık derin bir nefes aldı.
"Zeynep artık yok Sinan. Unuttu o seni. İşine gelmedi seni koşulsuz şartsız olduğun gibi sevmek... Farklılıklarınızı bahane etti. Ama sıkıldı. Sen sadece ona sevgi ve ilgi gösterince, kendinden başka kimsenin olmadığını anlayınca bunalıp kaçtı işte. Kim bilir belki Can girdi aklına... " sinirle kaşlarımı çatıp Işık'a dönüp konuştum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHAF
Teen FictionDağılan kafamı dağıtmak için ansızın bir sahafçıya girdim. Eski plakların cızırtılı sesini duydum. Biraz sonra Sezen Aksu'nun sesi plaktan yükselmeye başladı. "İster güneş ol yak beni yağmurum ol ağlat beni... " Ve o an dışarıdaki güneşin ışığı dük...
