fourteen

822 92 96
                                        

#funnyfact

Şu sıralar Suicide Squad'a baya takmış durumdayım,-hatta 2 kez gittim..dşdöföd- ve harley×joker ilişkisini incelerken lost kurgusuna acayip benzediğini fark ettim. İlk birkaç bölümde ve tanıtımda da olduğu gibi, Wonho ruh sağlığı bozuk bir seri katildi. Chang da psikiyatrist, tanıtımda da Wonho'nun Chang'ı delirteceğini yazmıştım. Resmen onların ilişkisi yani..... Ve ben çizgi romanı da okumamıştım. Şemrfölf Neyse filmden çıkınca dedim ki ben bunun kurgusunu yapayım. Sonra baktım da ZATEN LOST ONUN KURGUSU GİBİ!?!?×*#*# Neyse kısa çaplı bir şok yaşadım.dldögöflg Okumaya başlayın siz. :')

》》《《《

"Onu bulduk."

Myungsoo elini havada dolaştırıp küçük bir harita meydana gelmesini sağlarken, Hyungwon gözlerini kısıp işaret edilen yere doğru bakmıştı. "Ormanın içinde nasıl ev buldu merak ediyorum."

"Belki bulmayıp, yapmıştır." Myungsoo mırıldandığında haritayı ortadan kaldırdı ve adımlarını salonun ortasına ilerletti. Tüm bu olanlar sonucunda baya yorulmuştu ve evine gitmek istiyordu. Hyungwon'a son bir bakış attıktan sonra kaşlarını kaldırdı. "Tek başına idare edebilecek misin?"

"Evet. Merak etme."

Myungsoo ortadan kaybolduğunda uzun olan derin bir nefes verdi ve hazırlayacağı büyü için hazırlanmaya başladı. Bu sefer Hoseok'un işini bitirip, yukarıya geri dönmek istiyordu. Ne olursa olsun.

****

Hyungwon

Saatlerce ayakta olmamın dışında, şu an tek yapmam gereken büyüdeki son sözleri tekrar edip karşımdaki suya üflemekti. Ne var ki, başımın ağrısından düzgün düşünemiyordum bile. Son bir gayretle dudaklarımı araladım.

"Evrois-"

"Aah, bakalım burada nelerimiz varmış.. umm.."

Duyduğum derin, alaycı sesle irkilirken başımı kaldırdım ve arkama döndüm. Tabii ya, başımın ağrımasının sebebi oydu.

"İyi kalpli, mükemmel meleğimiz bana büyü yapmaya çalışıyor demek.. tch."

İğrenti dolu bakışlarımı onunla buluştururken, son anda aklına gelmiş gibi şaşırarak bana doğru adımladı.

"Ah, doğru ya! Sen mükemmel meleklerden değildin, kovulmuş olan."

"Zırvalıklarına ihtiyacım yok Hoseok."

"Benim de senin varlığına ihtiyacım yok ama, hep ihtiyacımız olanlar olmuyor hayatımızda." Başını eğerek konuştuğunda, gözlerinin siyaha boyandığını fark edebilmiştim. Benim için sorun değildi, bana zarar veremezdi. Fakat bu kadar yaklaşmışken beni durdurması sinirlenmeme sebep oluyordu.

"Bana hiçbir şey yapamazsın Hoseok, korkutma çabaların boşa."

Kahkaha atarak olduğu yerde döndüğünde kaşlarımı çatarak ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

"Sana zarar veremem, ama bende sana ait olan bir şey var Hyungwon."

Söylediği şeyle gözlerimi irileştirdiğimde hemen yanında beliren bedenle kısık sesli bir küfür savurmuştum.

"Siktir."

"Şşh, çok ayıp."

Minhyuk ne olduğunu kavramaya çalışır bir şekilde korkuyla bana bakarken bakışlarımı Hoseok'a çevirdim.

"Yapamazsın bunu."

"Öyle mi?"

Elleri, Minhyuk'un tişörtünü kavrayıp yırtarak çıkardığında dişlerimi birbirine bastırdım. "Yapma, Hoseok."

"Yapamazdım değil mi?"

Tırnakları, onun beyaz gövdesinde kanlı izler bırakarak ilerlediğinde Minhyuk'un çığlığı kulağımı doldurmuştu. Gözlerimi kapatıp nefesimi tuttum. Ona yaklaşamazdım, hiçbir şey yapamayarak burada dikilmek ise ölüm gibiydi.

"Yapma, sikeyim yapma!"

Beni duyuyor gibi görünmüyordu, Minhyuk'un sesinin kesildiğini duyduğumda gözlerimi araladım. Gördüğüm manzara karşısında dudaklarımı aralarken gözlerimin yandığını hissedebiliyordum.

"Ne oldu Hyungwon? Hoşuna gitmedi mi? Bence, beyaz teninde kırmızı çok hoş durdu."

"Minhyuk!"

Başımı sesin geldiği yöne çevirirken, Changkyun'un korkuyla Minhyuk'a ve Hoseok'a baktığını görmüştüm. Hoseok, Chang'ın sesini duyduğu anda transtan çıkar gibi Minhyuk'un bedenini yere bırakıp gözlerini normale çevirmişti. Koşarak Minhyuk'u kucağıma aldım ve olduğum yerden kaybolarak onu götürebileceğim en iyi yere götürdüm.

Hoseok

Changkyun korkuyla bana bakarken olduğum yere çakılmıştım. Elimdeki kanlar zaten beni ele verirken, ne zamandır orada olduğunu bile bilmiyordum. Korku dolu gözleri ellerimde gezinirken kalp atışlarının hızlandığını hissedebilmiştim.

Hayır, o benden korkmamalıydı.

"Bebeğim..-"

"E-eve gidelim."

Kekelediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Ne yani, kızmayacak mıydı?

Olduğum yerde dikildiğimi fark ettiğimde adımlarımı ona yönelttim ve elimi beline sarıp, onu çıkışa doğru ilerlettim. Neden hiçbir tepki vermediğini anlayamamıştım fakat sorgulamaktan da korkuyordum. Beni bırakmasından, korkuyordum.

Arabaya bindiğimizde ortama hakim olan sessizliği bozmaya cesaret edememiştim. Yalnızca arabayı kullanıyordum. Bakışlarımı ona yönelttiğimde, camdan dışarıyı izlediğini görmüştüm. Derin bir nefes verdim ve direksiyonda olmayan elimi saçlarımdan geçirdim. Oraya nasıl geldiğini bile anlayamamıştım.

Sonunda eve gelebildiğimizde adımlarımı banyoya ilerlettim kısa bir duş almak için. Changkyun ise odaya ilerlemişti, büyük ihtimal uyurdu.

Duştan çıktığımda saçlarımı kurutma zahmetine girmeden yatağa doğru ilerledim. Bej rengi çarşafın arasında küçük, sevimli bedeni görmek yüzümde minik bir tebessümün oluşmasını sağlamıştı. Arkasına uzandım ve bir elimi beline dolayıp, boynuna küçük bir öpücük kondurdum. Aşık olduğum kokusu beni sararken gözlerimi kapattım ve bedenimi uykuya teslim ettim.

Changkyun

Yatağa yatmasından yaklaşık yarım saat geçmişti ve nefesleri de düzenliydi. Uyuduğuna kanaat getirebilmiştim artık. Kolunu nazikçe üstümden çekip yataktan çıktım. O duştayken hazırladığım sırt çantasını bir elimle kavrarken, ses çıkarmamak için üstün çaba veriyordum. Daha fazlası olamazdı. Artık ona aşık-ya da ne haltsa- olmam bile umurumda değildi. Onun nasıl bir canavar olduğunu kendi gözlerimle görmüştüm.  Yanında kalmam olanaksızdı. 

Sonunda evden çıktığımda etrafıma kısa bir göz attım. Bir ormanın içindeydik, fakat yolu iyi gözlemlemiştim. En fazla 2 saat yürüyüşle ana yola çıkabilecektim. Oradan da bir taksiye binip, şehre gidebilirdim. 

Ağaçların arasından ilerlerken farkında olduğum gerçek boğazıma bir yumru gibi oturmuş, yutkunmamı engelliyordu. Daha fazla Hoseok olmayacaktı, bitmişti işte her şey. Dokunuşları, nefesi, fısıltıları gitmişti. Artık sadece ben vardım. 

Pek.. iyi hissetmiyorum sanırım. 

Nefeslerim sıklaştığında kendime gelebilmek adına başımı iki yana salladım ve yoluma devam ettim. İstemiyorsun onu Changkyun, istemiyorsun.

Cidden, kendime yalan söyleyemiyorum. 

****

Haydaaaaaa

Ne oldu şimdi :( 

Yorum attığınız takdirde bölüm hızlı gelECEK VE DİĞER BÖLÜM SMUT

Lost || WonkyunHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin